İsLaMCoKGuZeL FoRuMLaRı

Forumumuza Hoşgeldiniz Lütfen Bu Pencereyi Peygamber Efendimiz'e (S.A.V.) Salâvat Getirmeden Kapatmayınız "Allahümme Salli Alâ Seyyidina Muhammedin Ve Alâ Âli Seyyidina Muhammed"
Saat

Haziran 2017
PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
   1234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930  

Takvim Takvim

En son konular
» |❀ܓ|RAMAZAN BAYRAMIMIZ MÜBAREK OLSUN|❀ܓ|
Bugün 3:47 am tarafından yağmur

» Ya Bardak Ya Göl...
Cuma Haz. 23, 2017 4:25 pm tarafından yağmur

» Elveda Ey Şehri Ramazan
Cuma Haz. 23, 2017 4:22 pm tarafından yağmur

» Ramazan-ı Şerif Giderken
Cuma Haz. 23, 2017 4:20 pm tarafından yağmur

» Ramazan-ı Şerif Bayramı
Cuma Haz. 23, 2017 4:19 pm tarafından yağmur

» BAYRAMIN SÜNNET VE EDEPLERİ
Cuma Haz. 23, 2017 4:18 pm tarafından yağmur

»  Ramazan nüktesi :)
Ptsi Haz. 05, 2017 12:09 pm tarafından yağmur

» Yurdum İnsanı
Ptsi Haz. 05, 2017 12:04 pm tarafından yağmur

» Ne Zaman Uyanır?
Ptsi Haz. 05, 2017 11:59 am tarafından yağmur

» Köpeğe su vermesi affına vesile oldu
Ptsi Haz. 05, 2017 11:52 am tarafından yağmur

» Her Koyunu Kendi Bacağından Asarlar.
Ptsi Haz. 05, 2017 11:48 am tarafından yağmur

» Hikmetler.
Ptsi Haz. 05, 2017 11:38 am tarafından yağmur

» Kalbe Dokunan Sözler...
Paz Mayıs 28, 2017 10:37 pm tarafından yağmur

» Kelebeğin Yüreği
Paz Mayıs 28, 2017 9:43 pm tarafından yağmur

» Acziyet
Paz Mayıs 28, 2017 9:38 pm tarafından yağmur

» Hastalık Üzerine
Paz Mayıs 28, 2017 9:35 pm tarafından yağmur

» Hayat Dediğin Nedir?
Paz Mayıs 28, 2017 9:27 pm tarafından yağmur

» Hasan Dursun - Muhammed (s.a.v.)
Perş. Mayıs 25, 2017 10:05 am tarafından yağmur

» Hasan Dursun - Levlake
Perş. Mayıs 25, 2017 10:01 am tarafından yağmur

» Güneş Yüzlüm
Çarş. Mayıs 10, 2017 10:21 am tarafından yağmur

» Süreyi Meryem Yasser Dossarİ
Çarş. Mayıs 10, 2017 10:15 am tarafından yağmur

» سورة يوسف - وديع اليمني
Çarş. Mayıs 10, 2017 10:12 am tarafından yağmur

» Saleh Alansari |Surat Al-Ĥijr
Çarş. Mayıs 10, 2017 10:03 am tarafından yağmur

» Surat Al-Mulk Wadie Yamani
Çarş. Mayıs 10, 2017 9:51 am tarafından yağmur

» Berat kandiliniz mubarek olsun:
Çarş. Mayıs 10, 2017 9:28 am tarafından yağmur

» Berat Gecesi
Çarş. Mayıs 10, 2017 8:48 am tarafından yağmur

» Ya Rasulallah (SAV)
Paz Nis. 09, 2017 4:43 pm tarafından yağmur

» Ya RasulAllah
Paz Nis. 09, 2017 4:34 pm tarafından yağmur

» Cürmüm İle Geldim Sana - Affeyle Beni Ya Rabbi (c.c.)
Paz Nis. 09, 2017 4:20 pm tarafından yağmur

» Kuranı Kerim Okuyan
Perş. Nis. 06, 2017 9:01 am tarafından yağmur

» Rasulallah efendimizin guzelliği
Perş. Nis. 06, 2017 8:49 am tarafından yağmur

» Ey Ümmetin Yetim Şehri!
C.tesi Nis. 01, 2017 5:54 pm tarafından yağmur

» SOSYAL VERÂSET
Ptsi Mart 20, 2017 10:45 am tarafından yağmur

» Kimi Dost'a Varır
Ptsi Mart 20, 2017 10:34 am tarafından yağmur

» من اجمل تلاوات جزء عم كامل وديع اليمني
Ptsi Mart 20, 2017 10:27 am tarafından yağmur

» Receb-i Şerif Ayında Kılınacak Namaz
Ptsi Mart 20, 2017 10:20 am tarafından yağmur

» Receb-i Şerif
Ptsi Mart 20, 2017 10:18 am tarafından yağmur

» Receb-i Şerif Ayı'nın İlk Cuma Gecesi
Ptsi Mart 20, 2017 10:18 am tarafından yağmur

» Üç Aylar ve Mübarek Geceler
Ptsi Mart 20, 2017 10:14 am tarafından yağmur

»  Bakara Süresi وديع اليمني
Ptsi Mart 20, 2017 10:04 am tarafından yağmur

» Subhânallâhi ve Bihamdihi Subhânallâhi’l-Azîm
Paz Şub. 12, 2017 12:49 pm tarafından yağmur

» Gidenlerden Umre Hatıraları
Paz Ocak 15, 2017 3:17 pm tarafından yağmur

» Bin Tane Canın Olsa
Paz Ocak 15, 2017 3:09 pm tarafından yağmur

» Medine’de Bir Gece
Paz Ocak 15, 2017 2:52 pm tarafından yağmur

» En Güzel Müziksiz İlahiler
Paz Ara. 04, 2016 9:13 am tarafından yağmur

» Hasan Dursun - Levlake
Paz Ara. 04, 2016 8:54 am tarafından yağmur

» Stres
Paz Ara. 04, 2016 8:43 am tarafından yağmur

» DÎNİN ve ŞAHSİYETİN TEMELİ
Paz Ara. 04, 2016 8:26 am tarafından yağmur

» Abdurrahman al ossi Müthiş Kıraat
Cuma Kas. 25, 2016 7:22 pm tarafından yağmur

» Wadi' Alyamani | Surat Ar-Rahman
Cuma Kas. 25, 2016 7:17 pm tarafından yağmur

KUR’AN-I KERİM DİNLE

Mealli Kur'an Dinleyelim

Hadis-i Şerif

1-Âfetü’l ilmi ennisyanü: İlmin afeti unutmaktır.
************************
2-Ettuhuru şatru’l iman: Temizlik imanın yarısıdır.
************************
3-A’kilhâ ve tevekkel: (Deveyi) bağla ve tevekkül et.
************************
4-Sûmû tesihhû: Oruç tutun, sıhhat bulun.
**********************
5-Es-salâtüimâdü’d dini: Namaz dinin direğidir.
*************************
6-Talebü’l helalicihadün: Helal peşinde koşmak cihaddır.
******************************
7-El-kelimü’ttayyibetü sadakatün: Güzel sözsadakadır.
***************************
8-El cennetü tahte zılâli’ssüyuf: Cennet kılıçların gölgesialtındadır.
*************************
9-El mecalisü bi’l emaneti: Meclislerdeki sözler emanettir.
***************************
10-Ed-dellü alel hayri kefailihi:Hayra vesile olan yapan gibidir.
****************************
11-El cennetü dâr-ül eshıya: Cennet cömertler yurdudur.
*************************
12-Es- savmü nısf’us sabr: Oruç sabrın yarısıdır.
************************
13-Es sabru nısf’ul iman: Sabır imanın yarısıdır.
***********************
14-Et tebessümü sadakatun: Tebessüm etmek sadakadır.

************************
15-Es sabru miftahul ferec: Sabır, başarının anahtarıdır.
************************
16-Es sabru ınde sadmetül ula: Sabır, musi,betin ilk anındakidir.
************************
17-Efdalü’l ibadetiedvamuha: İbadetin efdali devamlı olanıdır.
************************
18-El Kur’anühüved deva: Kur’an, sırf devadır.
************************
19-Men samete reca: Dilini tutan kurtuldu.
************************
20-Re’sü’lhikmeti mehafetullah: Hikmetin başı Allah korkudur.
************************
21-El idetü atiyyetün: Vaad edilen verilmelidir.
************************
22-Ed duaü silahu’lmümin: Dua müminin silahıdır.
************************
23-İsmah yusmah leke: Müsamaha et ki sende göresin.
************************
24-Es salatü nur’ulmümin: Namaz müminin nurudur.
************************
25-En nedametü tevbetün: Pişmanlık tövbedir.
************************
26-El mescidü beytükülli takiyyin: Mescid, takva sahiplerininevidir.
************************
27-Ed dinü en nasiha: Din nasihattir.
************************
28-Ed duaü hüvelibadetü: Dua ibadettir.

************************
29-Elcümuatü haccü’l mesakin: Cumafakirlerin haccıdır.
************************
30-Hüsnü’ssuali nısfu’l ilim: Güzel soru, ilmin yarıdır.
************************
31-Es selamü kable’lkelam: Önce selam, sonra kelam.
************************
32-İzâ gadibte fe’skut: Öfkelendiğinde sus.
************************
33-Kesretü’d dahikitumitül kalb: Çok gülmek kalbiöldürür.
************************
34-Es savmu cünnetün: Oruç kalkandır.

35-Es subhatü temneu’r rızk: Sabah uykusu, rızka engeldir.
************************
36-El hamrüummü’l habais: İçki,kötülüklerin anasıdır.
************************
37-Zina’l uyûni en nazaru: gözlerin zinası bakmaktır.
************************
38-El kanâatümâlün la yenfedü: Kanaat bitmez birsermayedir.
************************
39-El hayaü minel iman:Hayâ(utanma duygusu) imandandır.
************************
40-El mer’üala dini halilihi: Kişi, arkadaşının diniüzeredir.

Giriş yap

Şifremi unuttum

Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

Istatistikler
Toplam 2056 kayıtlı kullanıcımız var
Son kaydolan kullanıcımız: ferace313

Kullanıcılarımız toplam 11750 mesaj attılar bunda 4539 konu

KAİNAT NASIL YARATILMIŞ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

KAİNAT NASIL YARATILMIŞ

Mesaj tarafından şahmaran Bir Salı Mayıs 18, 2010 6:57 pm

Kainat nasıl yaratılmıştır ve yaratılış amacı nedir?

------------ kus ---------- gulu ------ guvercin --------- :243: --------- rose12 --- kus ------------- :996: ------------------

Varlık yaratılmamıştı ve Allah’tan başka hiçbir şey yoktu. (bk. Buhârî, Megâzî, 67) Yüce Allah, zatının tanınmasını ve bilinmesini istedi. İsim ve sıfatlarının tecellisi olarak kâinatı yarattı. Bir hadis-i kutside yüce Allah: “Ben gizli bir hazine idim, bilinmek ve tanınmak istedim mahlûkatı yarattım.” (Acluni, II, 132) buyurmuşlardır. Yani yüce Allah kâinatı kendisini tanıtmak için yaratmıştır. Yaratılışın gayesi ve amacı yaratıcıyı tanımaktır. Allah insanı da kendisini iman ile tanıması ve ibadet ile itaat etmesi için yaratmıştır.

Allah kendisini gizlemiş ve eserlerini ortaya çıkarmıştır. Çünkü eser ustasını daha iyi tanıtır. Amaç gizli hazinelerini ortaya çıkarmak ve o vasıta ile zatını tanıtmak olunca eserini izhar edip kendini gizlemek daha mükemmel bir şekilde zatın tanıtılmasını netice verir. Allah’ın hazineleri ise isimlerinde gizlidir. Çünkü mükemmel benzersiz gizli bir cemal kendi güzelliklerini aynada görmek ve güzelliğinin derecelerini şuurlu ve kendine âşık olanların gözleri ile de görünmek ve bilinmek ister. Bu da kendisinin isim ve sıfatlarını görerek eserlerini bilen, anlayan ve öven, takdir edenlerin varlığını gerektirir. Yüce Allah da kâinatı yaratarak kendi hazinelerini ortaya çıkardı. İnsanı yaratarak bu eserlerin sahibi, yaratıcısını bilmek ve iman ile tanımak, ibadet ile itaat etmeyi gerekli kıldı. İnsanın yaratılış amacı Allah’a iman olunca insan iman etmekle bu amacı gerçekleştirmiş olur. İnsanın affedilmez günahı da Allah’a şirk koşmak olacaktır. İşte bundan dolayı yüce Allah “Şirki Allah’a karşı yapılmış en büyük iftira kabul etmiş, Allah şirki affetmez, bunun dışında her günahı affeder.” (Nisa Suresi, 4/48, 116) buyurmuştur.

Varlık Allah’ın varlığını nasıl anlatır? Eserin ustasını tanıttığı gibi... Şöyle ki: “Vücud; mümeyyize, muhassısa ve müreccihe olmak üzere, ilim, irade ve kudret sıfatlarını istilzam eder.” Bu da görme, işitme ve konuşma sıfatlarını gerektirir. İşte Allah’ın sıfatlarını böylelikle anlarız. Akıl noktasında bu böyle olduğu gibi, yüce Allah da rahmetinin gereği olarak peygamberler ve kitaplar vasıtası ile de insanları bu amaca yöneltmiştir.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim'de “O Allah yaratıcıdır, her şeyi yoktan yaratandır, her şeye suret ve şekil veren odur. Bütün güzel isim ve sıfatlar ona aittir. Semavat ve arzda bulunan her şey onu över, onu tesbih ve her türlü noksan sıfatlardan tenzih eder. O azizdir, izzet ve azamet sahibidir. Her işi hikmetledir, her yaptığı şey ilim ve hikmetin gereğidir.” (Haşr Suresi, 59/24) buyurarak bu hususu ifade etmiştir.

Amaç Allah’ı tanımak ve zikretmek olunca sabah ve akşam namazından sonra bu ayetleri okuyarak Allah’ın isim ve sıfatlarını tekrar etmeyi Peygamberimiz (sav) tavsiye etmiş ve bunu devamlı yapanın şehit olarak öleceğini ve cennete gideceğini müjdelemiştir.

Yaratılış Keyfiyeti:

Sahabelerden Ebu Rezin (ra) Peygamberimize (sav) sordu:

“Ya Rasülallah! Allah yerleri ve gökleri yaratmadan önce nerede idi?”

Peygamberimiz (sav) cevap verdi:

“Allah vardı, varlık yoktu. O gizlilik ve bilinmezlik içinde idi. Henüz arşı da su üzerinde değildi. Sonra arşını su üzerinde yarattı.” (Buhari, Megazi, 67, 74, Bed'ul-Halk 1, Tevhid 22; Tirmizi, Menakıb, 3946) buyurdu.

Bediüzzaman Hazretleri bu hususa açıklık getirerek şöyle der:

“Şeriatın nakliyatına göre Cenab-ı Hak, bir cevhereyi (Nur-u Muhammediyi) yaratmış, sonra ona tecelli etmekle bir kısmını buhar, bir kısmını mayi kılmıştır. Sonra o mayi kısmına da tecelli etmekle tekâsüf ettirip “zebed” köpük kesmiştir. Sonra arzı ve yedi küre-i arziyeyi o köpükten halk etmiştir.”

Cenab-ı Hakk'ın arşı su hükmünde olan esir maddesi üzerinde imiş. Esir maddesi yaratıldıktan sonra, Sâni’in ilk icadlarının tecellisine merkez olmuştur. Yani esiri halk ettikten sonra cevahir-i ferde (atomlara) kalbetmiştir.” Esir maddesi ise atomların tarlası olup “mevcudata nazaran akıcı bir su gibi olup mevcudatın aralarına nüfuz etmiş bir maddedir.”

Yüce Allah esiri yaratıp arşını onun üzerine kurmuştur. Yani hâkimiyetini ve hükümranlığını ve arşını esire yüklemiştir. Böylece atomların içine bile nüfuz edebilen esire hükmetmekle Allah tüm kâinata ve her şeye hükmetmiş oluyor. Böylece Allah ilim, irade ve kudreti ve bunların gerektirdiği isim ve sıfatları ile her şeye her şeyden daha yakın olmaktadır. Ve ilim, irade ve kudreti her şeyin içini dışını, altını ve üstünü ihata etmiştir.

Hz. Ebu Hureyre (ra) Peygamberimize (sav) sordu:

“Ya Rasülallah! Yüce Allah mahlûkatı neden yarattı?”

Peygamberimiz (sav) cevap verdi:

“Yüce Allah Kur’an'da ‘Biz her şeyi sudan yaratarak hayat verdik’ buyurmuyor mu? Öyle ise Allah her şeyi sudan
yaratmıştır” buyurdu. Bundan dolayı İmam-ı Azam Ebu Hanife (ra) “Subhane men haleka’l-arza âlâ mâin

cemed” yani; “Yeryüzünü donmuş sudan yaratan Allah’ı tesbih ederim” sözünü tesbihatı içine almıştır.

Yine Peygamberimiz (sav);

“Allah dünyayı yedi zaman üzere yarattı. Bunlardan her devir, zamanını Allah’tan gayrısının bilemiyeciği uzun
bir süreçtir. İnsanın yaratılmasından önce altı devir geçmiştir. Adem’in (as) yaratılışından kıyamete kadar bir
devir geçecektir.” buyurmuştur.

Bu devirler ise; Gaz dönemi, ateş dönemi, kabuk bağlama dönemi, toprağın oluşması dönemi, bitkilerin oluşma
dönemi, hayvanların oluşma dönemi, insanın yaratılma dönemi olmak üzere yedi dönemdir.

İnsanın yaratılış öncesi dönemi ki “İnsanın yaratılışınKainat nasıl yaratılmıştır ve yaratılış amacı nedir?

--------------------------------------------------------------------------------

Varlık yaratılmamıştı ve Allah’tan başka hiçbir şey yoktu. (bk. Buhârî, Megâzî, 67) Yüce Allah, zatının tanınmasını ve bilinmesini istedi. İsim ve sıfatlarının tecellisi olarak kâinatı yarattı. Bir hadis-i kutside yüce Allah: “Ben gizli bir hazine idim, bilinmek ve tanınmak istedim mahlûkatı yarattım.” (Acluni, II, 132) buyurmuşlardır. Yani yüce Allah kâinatı kendisini tanıtmak için yaratmıştır. Yaratılışın gayesi ve amacı yaratıcıyı tanımaktır. Allah insanı da kendisini iman ile tanıması ve ibadet ile itaat etmesi için yaratmıştır.

Allah kendisini gizlemiş ve eserlerini ortaya çıkarmıştır. Çünkü eser ustasını daha iyi tanıtır. Amaç gizli hazinelerini ortaya çıkarmak ve o vasıta ile zatını tanıtmak olunca eserini izhar edip kendini gizlemek daha mükemmel bir şekilde zatın tanıtılmasını netice verir. Allah’ın hazineleri ise isimlerinde gizlidir. Çünkü mükemmel benzersiz gizli bir cemal kendi güzelliklerini aynada görmek ve güzelliğinin derecelerini şuurlu ve kendine âşık olanların gözleri ile de görünmek ve bilinmek ister. Bu da kendisinin isim ve sıfatlarını görerek eserlerini bilen, anlayan ve öven, takdir edenlerin varlığını gerektirir. Yüce Allah da kâinatı yaratarak kendi hazinelerini ortaya çıkardı. İnsanı yaratarak bu eserlerin sahibi, yaratıcısını bilmek ve iman ile tanımak, ibadet ile itaat etmeyi gerekli kıldı. İnsanın yaratılış amacı Allah’a iman olunca insan iman etmekle bu amacı gerçekleştirmiş olur. İnsanın affedilmez günahı da Allah’a şirk koşmak olacaktır. İşte bundan dolayı yüce Allah “Şirki Allah’a karşı yapılmış en büyük iftira kabul etmiş, Allah şirki affetmez, bunun dışında her günahı affeder.” (Nisa Suresi, 4/48, 116) buyurmuştur.

Varlık Allah’ın varlığını nasıl anlatır? Eserin ustasını tanıttığı gibi... Şöyle ki: “Vücud; mümeyyize, muhassısa ve müreccihe olmak üzere, ilim, irade ve kudret sıfatlarını istilzam eder.” Bu da görme, işitme ve konuşma sıfatlarını gerektirir. İşte Allah’ın sıfatlarını böylelikle anlarız. Akıl noktasında bu böyle olduğu gibi, yüce Allah da rahmetinin gereği olarak peygamberler ve kitaplar vasıtası ile de insanları bu amaca yöneltmiştir.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim'de “O Allah yaratıcıdır, her şeyi yoktan yaratandır, her şeye suret ve şekil veren odur. Bütün güzel isim ve sıfatlar ona aittir. Semavat ve arzda bulunan her şey onu över, onu tesbih ve her türlü noksan sıfatlardan tenzih eder. O azizdir, izzet ve azamet sahibidir. Her işi hikmetledir, her yaptığı şey ilim ve hikmetin gereğidir.” (Haşr Suresi, 59/24) buyurarak bu hususu ifade etmiştir.

Amaç Allah’ı tanımak ve zikretmek olunca sabah ve akşam namazından sonra bu ayetleri okuyarak Allah’ın isim ve sıfatlarını tekrar etmeyi Peygamberimiz (sav) tavsiye etmiş ve bunu devamlı yapanın şehit olarak öleceğini ve cennete gideceğini müjdelemiştir.

Yaratılış Keyfiyeti:

Sahabelerden Ebu Rezin (ra) Peygamberimize (sav) sordu:

“Ya Rasülallah! Allah yerleri ve gökleri yaratmadan önce nerede idi?”

Peygamberimiz (sav) cevap verdi:

“Allah vardı, varlık yoktu. O gizlilik ve bilinmezlik içinde idi. Henüz arşı da su üzerinde değildi. Sonra arşını su üzerinde yarattı.” (Buhari, Megazi, 67, 74, Bed'ul-Halk 1, Tevhid 22; Tirmizi, Menakıb, 3946) buyurdu.

Bediüzzaman Hazretleri bu hususa açıklık getirerek şöyle der:

“Şeriatın nakliyatına göre Cenab-ı Hak, bir cevhereyi (Nur-u Muhammediyi) yaratmış, sonra ona tecelli etmekle bir kısmını buhar, bir kısmını mayi kılmıştır. Sonra o mayi kısmına da tecelli etmekle tekâsüf ettirip “zebed” köpük kesmiştir. Sonra arzı ve yedi küre-i arziyeyi o köpükten halk etmiştir.”

Cenab-ı Hakk'ın arşı su hükmünde olan esir maddesi üzerinde imiş. Esir maddesi yaratıldıktan sonra, Sâni’in ilk icadlarının tecellisine merkez olmuştur. Yani esiri halk ettikten sonra cevahir-i ferde (atomlara) kalbetmiştir.” Esir maddesi ise atomların tarlası olup “mevcudata nazaran akıcı bir su gibi olup mevcudatın aralarına nüfuz etmiş bir maddedir.”

Yüce Allah esiri yaratıp arşını onun üzerine kurmuştur. Yani hâkimiyetini ve hükümranlığını ve arşını esire yüklemiştir. Böylece atomların içine bile nüfuz edebilen esire hükmetmekle Allah tüm kâinata ve her şeye hükmetmiş oluyor. Böylece Allah ilim, irade ve kudreti ve bunların gerektirdiği isim ve sıfatları ile her şeye her şeyden daha yakın olmaktadır. Ve ilim, irade ve kudreti her şeyin içini dışını, altını ve üstünü ihata etmiştir.

Hz. Ebu Hureyre (ra) Peygamberimize (sav) sordu:

“Ya Rasülallah! Yüce Allah mahlûkatı neden yarattı?”

Peygamberimiz (sav) cevap verdi:

“Yüce Allah Kur’an'da ‘Biz her şeyi sudan yaratarak hayat verdik’ buyurmuyor mu? Öyle ise Allah her şeyi sudan
yaratmıştır” buyurdu. Bundan dolayı İmam-ı Azam Ebu Hanife (ra) “Subhane men haleka’l-arza âlâ mâin

cemed” yani; “Yeryüzünü donmuş sudan yaratan Allah’ı tesbih ederim” sözünü tesbihatı içine almıştır.

Yine Peygamberimiz (sav);

“Allah dünyayı yedi zaman üzere yarattı. Bunlardan her devir, zamanını Allah’tan gayrısının bilemiyeciği uzun
bir süreçtir. İnsanın yaratılmasından önce altı devir geçmiştir. Adem’in (as) yaratılışından kıyamete kadar bir
devir geçecektir.” buyurmuştur.

Bu devirler ise; Gaz dönemi, ateş dönemi, kabuk bağlama dönemi, toprağın oluşması dönemi, bitkilerin oluşma
dönemi, hayvanların oluşma dönemi, insanın yaratılma dönemi olmak üzere yedi dönemdir.

İnsanın yaratılış öncesi dönemi ki “İnsanın yaratılışına kadar öyle devirler geçti ki anlaşılır bir şey değildir” ayeti
ile ifade edilmiştir. İnsanın yaratılış dönemi de toprak, tin, çamur, şekillenmiş balçık, pişmiş ve kurumuş balçık
olmak üzere altı devreyi içine almaktadır. Kur’an-ı Kerim'de insanın yaratılışına dair altı ayet, niteliksiz çamurdan
yaratıldığına ait altı ayet, bu çamurun niteliklerine dair de altı ayet vardır. Elbette bu büyük hikmetleri ve sırları
içinde saklamaktadır.

Kâinatın yaratılışının altı günde olduğunu yüce Allah Kur’an-ı Kerim'de açıkça ifade etmektedir. İnsanın ilk yaratılışı
altı safhada olduğu gibi, anne karnında yaratılışı da altı safhada cereyan etmektedir. Ayrıca insan psikolojik ve
ruhsal olarak da altı temel karaktere ayrılmaktadır.

Nitekim Peygamberimiz (sav) “Yüce Allah Âdem’i (as) yeryüzünün tümünden aldığı bir tutam topraktan yaratmıştır.
Âdem’in çocukları da yeryüzü toprağının nevileri gibidir. Onlardan kimisi ova gibi uyumlu, yumuşak ve verimli, kimisi
de yeryüzünün yüksek ve katı kısmı gibidir. Kimisi pis ve kimisi de hoş ve temizdir. Bazıları da ikisi arası bir
durumdadır.” buyurmuştur.

İbn-i Abbas’dan (ra) gelen bir rivayette ise Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuşlardır:

“Allah ilk olarak kalemi yarattı. Kalem kâinatın plan ve programı şekilde olacak her şeyi, yani kaderi yazdı. Sonra
Allah suyu yarattı ve o suyun buharından da gökleri yarattı. Sonra yüce Allah “Nûn”u yarattı ve yerleri onun üzerine
döşedi. Arz hareket edince dağlar ile sabitleştirdi. Ve Peygamberimiz (sav) “Nûn. Ve’l-Kalemi ve mâ yesturûn”
ayetini okudu.”

Elmalılı Hamdi Yazır’ın yorumuna göre “Yüce Allah başlangıçta ezelî takdir ile kıyamete kadar olacak şeylerin
projesini yazan ruhanî ilk unsuru yaratmıştır. Buna “Akl-ı Evvel” ve “Nûr-u Muhammedî” denilmiştir. Sonra
madde yaratılmış ve buna “Cevher” denilmiştir. Sonra su buharı gibi mâyî ve gaz karışımı maddeden gök
cisimleri yaratılmış, sonra buna hareket verilerek sıvı halde hareket-i devriyesi ile küreye benzer olduğu için
“Nûn” denilmiştir.”

Sonuç olarak “İnsan bir yolcudur. Rahm-ı maderden, dünyadan, berzahtan, haşirden ve sırattan geçen bir
3 yolculuğu vardır. Bu yolculuğun sonu cennet ve cehennemde bitecektir. Yaratılışın amacı Allah’ın kendisini
mahlûkatı ile tanıtmasıdır. Varlık Allah’ın tanınmasını sağlarken, mahlûkat içinde akıllı ve şuurlu olarak yaratılan
insanın da görevi Allah’ı tanımaktır. Allah’ı iman ile tanıyarak yaratılış amacına hizmet eden insan ebedi saadeti
kazanır. Ebedi saadet yurdu ise cennettir.

Dinin amacı ve hedefi insanı cennete götürecek olan amelleri öğretmek ve insana yaptırmaktır. Bu da
peygamberlerin gösterdiği şekilde iman ve amel ile mümkün olur. Dinin amacı ve hedefi budur. İnsanlığa
saadet-i ebediyeyi kazandıracak olan iman ve ameli insanlığa öğreten Peygamberimiz (sav) elbette kâinatın
yüzü suyu hürmetine yaratıldığı en değerli bir peygamber olacaktır. İnsanlığa bundan daha büyük hizmet olabilir mi?

Bundan dolayı yüce Allah Peygamberimizi “Seni yaratmasaydım kâinatı yaratmazdım” buyurarak övmektedir.

a kadar öyle devirler geçti ki anlaşılır bir şey değildir” ayeti
ile ifade edilmiştir. İnsanın yaratılış dönemi de toprak, tin, çamur, şekillenmiş balçık, pişmiş ve kurumuş balçık
olmak üzere altı devreyi içine almaktadır. Kur’an-ı Kerim'de insanın yaratılışına dair altı ayet, niteliksiz çamurdan
yaratıldığına ait altı ayet, bu çamurun niteliklerine dair de altı ayet vardır. Elbette bu büyük hikmetleri ve sırları
içinde saklamaktadır.

Kâinatın yaratılışının altı günde olduğunu yüce Allah Kur’an-ı Kerim'de açıkça ifade etmektedir. İnsanın ilk yaratılışı
altı safhada olduğu gibi, anne karnında yaratılışı da altı safhada cereyan etmektedir. Ayrıca insan psikolojik ve
ruhsal olarak da altı temel karaktere ayrılmaktadır.

Nitekim Peygamberimiz (sav) “Yüce Allah Âdem’i (as) yeryüzünün tümünden aldığı bir tutam topraktan yaratmıştır.
Âdem’in çocukları da yeryüzü toprağının nevileri gibidir. Onlardan kimisi ova gibi uyumlu, yumuşak ve verimli, kimisi
de yeryüzünün yüksek ve katı kısmı gibidir. Kimisi pis ve kimisi de hoş ve temizdir. Bazıları da ikisi arası bir
durumdadır.” buyurmuştur.

İbn-i Abbas’dan (ra) gelen bir rivayette ise Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuşlardır:

“Allah ilk olarak kalemi yarattı. Kalem kâinatın plan ve programı şekilde olacak her şeyi, yani kaderi yazdı. Sonra
Allah suyu yarattı ve o suyun buharından da gökleri yarattı. Sonra yüce Allah “Nûn”u yarattı ve yerleri onun üzerine
döşedi. Arz hareket edince dağlar ile sabitleştirdi. Ve Peygamberimiz (sav) “Nûn. Ve’l-Kalemi ve mâ yesturûn”
ayetini okudu.”

Elmalılı Hamdi Yazır’ın yorumuna göre “Yüce Allah başlanKainat nasıl yaratılmıştır ve yaratılış amacı nedir?

--------------------------------------------------------------------------------

Varlık yaratılmamıştı ve Allah’tan başka hiçbir şey yoktu. (bk. Buhârî, Megâzî, 67) Yüce Allah, zatının tanınmasını ve bilinmesini istedi. İsim ve sıfatlarının tecellisi olarak kâinatı yarattı. Bir hadis-i kutside yüce Allah: “Ben gizli bir hazine idim, bilinmek ve tanınmak istedim mahlûkatı yarattım.” (Acluni, II, 132) buyurmuşlardır. Yani yüce Allah kâinatı kendisini tanıtmak için yaratmıştır. Yaratılışın gayesi ve amacı yaratıcıyı tanımaktır. Allah insanı da kendisini iman ile tanıması ve ibadet ile itaat etmesi için yaratmıştır.

Allah kendisini gizlemiş ve eserlerini ortaya çıkarmıştır. Çünkü eser ustasını daha iyi tanıtır. Amaç gizli hazinelerini ortaya çıkarmak ve o vasıta ile zatını tanıtmak olunca eserini izhar edip kendini gizlemek daha mükemmel bir şekilde zatın tanıtılmasını netice verir. Allah’ın hazineleri ise isimlerinde gizlidir. Çünkü mükemmel benzersiz gizli bir cemal kendi güzelliklerini aynada görmek ve güzelliğinin derecelerini şuurlu ve kendine âşık olanların gözleri ile de görünmek ve bilinmek ister. Bu da kendisinin isim ve sıfatlarını görerek eserlerini bilen, anlayan ve öven, takdir edenlerin varlığını gerektirir. Yüce Allah da kâinatı yaratarak kendi hazinelerini ortaya çıkardı. İnsanı yaratarak bu eserlerin sahibi, yaratıcısını bilmek ve iman ile tanımak, ibadet ile itaat etmeyi gerekli kıldı. İnsanın yaratılış amacı Allah’a iman olunca insan iman etmekle bu amacı gerçekleştirmiş olur. İnsanın affedilmez günahı da Allah’a şirk koşmak olacaktır. İşte bundan dolayı yüce Allah “Şirki Allah’a karşı yapılmış en büyük iftira kabul etmiş, Allah şirki affetmez, bunun dışında her günahı affeder.” (Nisa Suresi, 4/48, 116) buyurmuştur.

Varlık Allah’ın varlığını nasıl anlatır? Eserin ustasını tanıttığı gibi... Şöyle ki: “Vücud; mümeyyize, muhassısa ve müreccihe olmak üzere, ilim, irade ve kudret sıfatlarını istilzam eder.” Bu da görme, işitme ve konuşma sıfatlarını gerektirir. İşte Allah’ın sıfatlarını böylelikle anlarız. Akıl noktasında bu böyle olduğu gibi, yüce Allah da rahmetinin gereği olarak peygamberler ve kitaplar vasıtası ile de insanları bu amaca yöneltmiştir.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim'de “O Allah yaratıcıdır, her şeyi yoktan yaratandır, her şeye suret ve şekil veren odur. Bütün güzel isim ve sıfatlar ona aittir. Semavat ve arzda bulunan her şey onu över, onu tesbih ve her türlü noksan sıfatlardan tenzih eder. O azizdir, izzet ve azamet sahibidir. Her işi hikmetledir, her yaptığı şey ilim ve hikmetin gereğidir.” (Haşr Suresi, 59/24) buyurarak bu hususu ifade etmiştir.

Amaç Allah’ı tanımak ve zikretmek olunca sabah ve akşam namazından sonra bu ayetleri okuyarak Allah’ın isim ve sıfatlarını tekrar etmeyi Peygamberimiz (sav) tavsiye etmiş ve bunu devamlı yapanın şehit olarak öleceğini ve cennete gideceğini müjdelemiştir.

Yaratılış Keyfiyeti:

Sahabelerden Ebu Rezin (ra) Peygamberimize (sav) sordu:

“Ya Rasülallah! Allah yerleri ve gökleri yaratmadan önce nerede idi?”

Peygamberimiz (sav) cevap verdi:

“Allah vardı, varlık yoktu. O gizlilik ve bilinmezlik içinde idi. Henüz arşı da su üzerinde değildi. Sonra arşını su üzerinde yarattı.” (Buhari, Megazi, 67, 74, Bed'ul-Halk 1, Tevhid 22; Tirmizi, Menakıb, 3946) buyurdu.

Bediüzzaman Hazretleri bu hususa açıklık getirerek şöyle der:

“Şeriatın nakliyatına göre Cenab-ı Hak, bir cevhereyi (Nur-u Muhammediyi) yaratmış, sonra ona tecelli etmekle bir kısmını buhar, bir kısmını mayi kılmıştır. Sonra o mayi kısmına da tecelli etmekle tekâsüf ettirip “zebed” köpük kesmiştir. Sonra arzı ve yedi küre-i arziyeyi o köpükten halk etmiştir.”

Cenab-ı Hakk'ın arşı su hükmünde olan esir maddesi üzerinde imiş. Esir maddesi yaratıldıktan sonra, Sâni’in ilk icadlarının tecellisine merkez olmuştur. Yani esiri halk ettikten sonra cevahir-i ferde (atomlara) kalbetmiştir.” Esir maddesi ise atomların tarlası olup “mevcudata nazaran akıcı bir su gibi olup mevcudatın aralarına nüfuz etmiş bir maddedir.”

Yüce Allah esiri yaratıp arşını onun üzerine kurmuştur. Yani hâkimiyetini ve hükümranlığını ve arşını esire yüklemiştir. Böylece atomların içine bile nüfuz edebilen esire hükmetmekle Allah tüm kâinata ve her şeye hükmetmiş oluyor. Böylece Allah ilim, irade ve kudreti ve bunların gerektirdiği isim ve sıfatları ile her şeye her şeyden daha yakın olmaktadır. Ve ilim, irade ve kudreti her şeyin içini dışını, altını ve üstünü ihata etmiştir.

Hz. Ebu Hureyre (ra) Peygamberimize (sav) sordu:

“Ya Rasülallah! Yüce Allah mahlûkatı neden yarattı?”

Peygamberimiz (sav) cevap verdi:

“Yüce Allah Kur’an'da ‘Biz her şeyi sudan yaratarak hayat verdik’ buyurmuyor mu? Öyle ise Allah her şeyi sudan
yaratmıştır” buyurdu. Bundan dolayı İmam-ı Azam Ebu Hanife (ra) “Subhane men haleka’l-arza âlâ mâin

cemed” yani; “Yeryüzünü donmuş sudan yaratan Allah’ı tesbih ederim” sözünü tesbihatı içine almıştır.

Yine Peygamberimiz (sav);

“Allah dünyayı yedi zaman üzere yarattı. Bunlardan her devir, zamanını Allah’tan gayrısının bilemiyeciği uzun
bir süreçtir. İnsanın yaratılmasından önce altı devir geçmiştir. Adem’in (as) yaratılışından kıyamete kadar bir
devir geçecektir.” buyurmuştur.

Bu devirler ise; Gaz dönemi, ateş dönemi, kabuk bağlama dönemi, toprağın oluşması dönemi, bitkilerin oluşma
dönemi, hayvanların oluşma dönemi, insanın yaratılma dönemi olmak üzere yedi dönemdir.

İnsanın yaratılış öncesi dönemi ki “İnsanın yaratılışınKainat nasıl yaratılmıştır ve yaratılış amacı nedir?

--------------------------------------------------------------------------------

Varlık yaratılmamıştı ve Allah’tan başka hiçbir şey yoktu. (bk. Buhârî, Megâzî, 67) Yüce Allah, zatının tanınmasını ve bilinmesini istedi. İsim ve sıfatlarının tecellisi olarak kâinatı yarattı. Bir hadis-i kutside yüce Allah: “Ben gizli bir hazine idim, bilinmek ve tanınmak istedim mahlûkatı yarattım.” (Acluni, II, 132) buyurmuşlardır. Yani yüce Allah kâinatı kendisini tanıtmak için yaratmıştır. Yaratılışın gayesi ve amacı yaratıcıyı tanımaktır. Allah insanı da kendisini iman ile tanıması ve ibadet ile itaat etmesi için yaratmıştır.

Allah kendisini gizlemiş ve eserlerini ortaya çıkarmıştır. Çünkü eser ustasını daha iyi tanıtır. Amaç gizli hazinelerini ortaya çıkarmak ve o vasıta ile zatını tanıtmak olunca eserini izhar edip kendini gizlemek daha mükemmel bir şekilde zatın tanıtılmasını netice verir. Allah’ın hazineleri ise isimlerinde gizlidir. Çünkü mükemmel benzersiz gizli bir cemal kendi güzelliklerini aynada görmek ve güzelliğinin derecelerini şuurlu ve kendine âşık olanların gözleri ile de görünmek ve bilinmek ister. Bu da kendisinin isim ve sıfatlarını görerek eserlerini bilen, anlayan ve öven, takdir edenlerin varlığını gerektirir. Yüce Allah da kâinatı yaratarak kendi hazinelerini ortaya çıkardı. İnsanı yaratarak bu eserlerin sahibi, yaratıcısını bilmek ve iman ile tanımak, ibadet ile itaat etmeyi gerekli kıldı. İnsanın yaratılış amacı Allah’a iman olunca insan iman etmekle bu amacı gerçekleştirmiş olur. İnsanın affedilmez günahı da Allah’a şirk koşmak olacaktır. İşte bundan dolayı yüce Allah “Şirki Allah’a karşı yapılmış en büyük iftira kabul etmiş, Allah şirki affetmez, bunun dışında her günahı affeder.” (Nisa Suresi, 4/48, 116) buyurmuştur.

Varlık Allah’ın varlığını nasıl anlatır? Eserin ustasını tanıttığı gibi... Şöyle ki: “Vücud; mümeyyize, muhassısa ve müreccihe olmak üzere, ilim, irade ve kudret sıfatlarını istilzam eder.” Bu da görme, işitme ve konuşma sıfatlarını gerektirir. İşte Allah’ın sıfatlarını böylelikle anlarız. Akıl noktasında bu böyle olduğu gibi, yüce Allah da rahmetinin gereği olarak peygamberler ve kitaplar vasıtası ile de insanları bu amaca yöneltmiştir.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim'de “O Allah yaratıcıdır, her şeyi yoktan yaratandır, her şeye suret ve şekil veren odur. Bütün güzel isim ve sıfatlar ona aittir. Semavat ve arzda bulunan her şey onu över, onu tesbih ve her türlü noksan sıfatlardan tenzih eder. O azizdir, izzet ve azamet sahibidir. Her işi hikmetledir, her yaptığı şey ilim ve hikmetin gereğidir.” (Haşr Suresi, 59/24) buyurarak bu hususu ifade etmiştir.

Amaç Allah’ı tanımak ve zikretmek olunca sabah ve akşam namazından sonra bu ayetleri okuyarak Allah’ın isim ve sıfatlarını tekrar etmeyi Peygamberimiz (sav) tavsiye etmiş ve bunu devamlı yapanın şehit olarak öleceğini ve cennete gideceğini müjdelemiştir.

Yaratılış Keyfiyeti:

Sahabelerden Ebu Rezin (ra) Peygamberimize (sav) sordu:

“Ya Rasülallah! Allah yerleri ve gökleri yaratmadan önce nerede idi?”

Peygamberimiz (sav) cevap verdi:

“Allah vardı, varlık yoktu. O gizlilik ve bilinmezlik içinde idi. Henüz arşı da su üzerinde değildi. Sonra arşını su üzerinde yarattı.” (Buhari, Megazi, 67, 74, Bed'ul-Halk 1, Tevhid 22; Tirmizi, Menakıb, 3946) buyurdu.

Bediüzzaman Hazretleri bu hususa açıklık getirerek şöyle der:

“Şeriatın nakliyatına göre Cenab-ı Hak, bir cevhereyi (Nur-u Muhammediyi) yaratmış, sonra ona tecelli etmekle bir kısmını buhar, bir kısmını mayi kılmıştır. Sonra o mayi kısmına da tecelli etmekle tekâsüf ettirip “zebed” köpük kesmiştir. Sonra arzı ve yedi küre-i arziyeyi o köpükten halk etmiştir.”

Cenab-ı Hakk'ın arşı su hükmünde olan esir maddesi üzerinde imiş. Esir maddesi yaratıldıktan sonra, Sâni’in ilk icadlarının tecellisine merkez olmuştur. Yani esiri halk ettikten sonra cevahir-i ferde (atomlara) kalbetmiştir.” Esir maddesi ise atomların tarlası olup “mevcudata nazaran akıcı bir su gibi olup mevcudatın aralarına nüfuz etmiş bir maddedir.”

Yüce Allah esiri yaratıp arşını onun üzerine kurmuştur. Yani hâkimiyetini ve hükümranlığını ve arşını esire yüklemiştir. Böylece atomların içine bile nüfuz edebilen esire hükmetmekle Allah tüm kâinata ve her şeye hükmetmiş oluyor. Böylece Allah ilim, irade ve kudreti ve bunların gerektirdiği isim ve sıfatları ile her şeye her şeyden daha yakın olmaktadır. Ve ilim, irade ve kudreti her şeyin içini dışını, altını ve üstünü ihata etmiştir.

Hz. Ebu Hureyre (ra) Peygamberimize (sav) sordu:

“Ya Rasülallah! Yüce Allah mahlûkatı neden yarattı?”

Peygamberimiz (sav) cevap verdi:

“Yüce Allah Kur’an'da ‘Biz her şeyi sudan yaratarak hayat verdik’ buyurmuyor mu? Öyle ise Allah her şeyi sudan
yaratmıştır” buyurdu. Bundan dolayı İmam-ı Azam Ebu Hanife (ra) “Subhane men haleka’l-arza âlâ mâin

cemed” yani; “Yeryüzünü donmuş sudan yaratan Allah’ı tesbih ederim” sözünü tesbihatı içine almıştır.

Yine Peygamberimiz (sav);

“Allah dünyayı yedi zaman üzere yarattı. Bunlardan her devir, zamanını Allah’tan gayrısının bilemiyeciği uzun
bir süreçtir. İnsanın yaratılmasından önce altı devir geçmiştir. Adem’in (as) yaratılışından kıyamete kadar bir
devir geçecektir.” buyurmuştur.

Bu devirler ise; Gaz dönemi, ateş dönemi, kabuk bağlama dönemi, toprağın oluşması dönemi, bitkilerin oluşma
dönemi, hayvanların oluşma dönemi, insanın yaratılma dönemi olmak üzere yedi dönemdir.

İnsanın yaratılış öncesi dönemi ki “İnsanın yaratılışına kadar öyle devirler geçti ki anlaşılır bir şey değildir” ayeti
ile ifade edilmiştir. İnsanın yaratılış dönemi de toprak, tin, çamur, şekillenmiş balçık, pişmiş ve kurumuş balçık
olmak üzere altı devreyi içine almaktadır. Kur’an-ı Kerim'de insanın yaratılışına dair altı ayet, niteliksiz çamurdan
yaratıldığına ait altı ayet, bu çamurun niteliklerine dair de altı ayet vardır. Elbette bu büyük hikmetleri ve sırları
içinde saklamaktadır.

Kâinatın yaratılışının altı günde olduğunu yüce Allah Kur’an-ı Kerim'de açıkça ifade etmektedir. İnsanın ilk yaratılışı
altı safhada olduğu gibi, anne karnında yaratılışı da altı safhada cereyan etmektedir. Ayrıca insan psikolojik ve
ruhsal olarak da altı temel karaktere ayrılmaktadır.

Nitekim Peygamberimiz (sav) “Yüce Allah Âdem’i (as) yeryüzünün tümünden aldığı bir tutam topraktan yaratmıştır.
Âdem’in çocukları da yeryüzü toprağının nevileri gibidir. Onlardan kimisi ova gibi uyumlu, yumuşak ve verimli, kimisi
de yeryüzünün yüksek ve katı kısmı gibidir. Kimisi pis ve kimisi de hoş ve temizdir. Bazıları da ikisi arası bir
durumdadır.” buyurmuştur.

İbn-i Abbas’dan (ra) gelen bir rivayette ise Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuşlardır:

“Allah ilk olarak kalemi yarattı. Kalem kâinatın plan ve programı şekilde olacak her şeyi, yani kaderi yazdı. Sonra
Allah suyu yarattı ve o suyun buharından da gökleri yarattı. Sonra yüce Allah “Nûn”u yarattı ve yerleri onun üzerine
döşedi. Arz hareket edince dağlar ile sabitleştirdi. Ve Peygamberimiz (sav) “Nûn. Ve’l-Kalemi ve mâ yesturûn”
ayetini okudu.”

Elmalılı Hamdi Yazır’ın yorumuna göre “Yüce Allah başlangıçta ezelî takdir ile kıyamete kadar olacak şeylerin
projesini yazan ruhanî ilk unsuru yaratmıştır. Buna “Akl-ı Evvel” ve “Nûr-u Muhammedî” denilmiştir. Sonra
madde yaratılmış ve buna “Cevher” denilmiştir. Sonra su buharı gibi mâyî ve gaz karışımı maddeden gök
cisimleri yaratılmış, sonra buna hareket verilerek sıvı halde hareket-i devriyesi ile küreye benzer olduğu için
“Nûn” denilmiştir.”

Sonuç olarak “İnsan bir yolcudur. Rahm-ı maderden, dünyadan, berzahtan, haşirden ve sırattan geçen bir
3 yolculuğu vardır. Bu yolculuğun sonu cennet ve cehennemde bitecektir. Yaratılışın amacı Allah’ın kendisini
mahlûkatı ile tanıtmasıdır. Varlık Allah’ın tanınmasını sağlarken, mahlûkat içinde akıllı ve şuurlu olarak yaratılan
insanın da görevi Allah’ı tanımaktır. Allah’ı iman ile tanıyarak yaratılış amacına hizmet eden insan ebedi saadeti
kazanır. Ebedi saadet yurdu ise cennettir.

Dinin amacı ve hedefi insanı cennete götürecek olan amelleri öğretmek ve insana yaptırmaktır. Bu da
peygamberlerin gösterdiği şekilde iman ve amel ile mümkün olur. Dinin amacı ve hedefi budur. İnsanlığa
saadet-i ebediyeyi kazandıracak olan iman ve ameli insanlığa öğreten Peygamberimiz (sav) elbette kâinatın
yüzü suyu hürmetine yaratıldığı en değerli bir peygamber olacaktır. İnsanlığa bundan daha büyük hizmet olabilir mi?

Bundan dolayı yüce Allah Peygamberimizi “Seni yaratmasaydım kâinatı yaratmazdım” buyurarak övmektedir.

a kadar öyle devirler geçti ki anlaşılır bir şey değildir” ayeti
ile ifade edilmiştir. İnsanın yaratılış dönemi de toprak, tin, çamur, şekillenmiş balçık, pişmiş ve kurumuş balçık
olmak üzere altı devreyi içine almaktadır. Kur’an-ı Kerim'de insanın yaratılışına dair altı ayet, niteliksiz çamurdan
yaratıldığına ait altı ayet, bu çamurun niteliklerine dair de altı ayet vardır. Elbette bu büyük hikmetleri ve sırları
içinde saklamaktadır.

Kâinatın yaratılışının altı günde olduğunu yüce Allah Kur’an-ı Kerim'de açıkça ifade etmektedir. İnsanın ilk yaratılışı
altı safhada olduğu gibi, anne karnında yaratılışı da altı safhada cereyan etmektedir. Ayrıca insan psikolojik ve
ruhsal olarak da altı temel karaktere ayrılmaktadır.

Nitekim Peygamberimiz (sav) “Yüce Allah Âdem’i (as) yeryüzünün tümünden aldığı bir tutam topraktan yaratmıştır.
Âdem’in çocukları da yeryüzü toprağının nevileri gibidir. Onlardan kimisi ova gibi uyumlu, yumuşak ve verimli, kimisi
de yeryüzünün yüksek ve katı kısmı gibidir. Kimisi pis ve kimisi de hoş ve temizdir. Bazıları da ikisi arası bir
durumdadır.” buyurmuştur.

İbn-i Abbas’dan (ra) gelen bir rivayette ise Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuşlardır:

“Allah ilk olarak kalemi yarattı. Kalem kâinatın plan ve programı şekilde olacak her şeyi, yani kaderi yazdı. Sonra
Allah suyu yarattı ve o suyun buharından da gökleri yarattı. Sonra yüce Allah “Nûn”u yarattı ve yerleri onun üzerine
döşedi. Arz hareket edince dağlar ile sabitleştirdi. Ve Peygamberimiz (sav) “Nûn. Ve’l-Kalemi ve mâ yesturûn”
ayetini okudu.”

Elmalılı Hamdi Yazır’ın yorumuna göre “Yüce Allah başlangıçta ezelî takdir ile kıyamete kadar olacak şeylerin
projesini yazan ruhanî ilk unsuru yaratmıştır. Buna “Akl-ı Evvel” ve “Nûr-u Muhammedî” denilmiştir. Sonra
madde yaratılmış ve buna “Cevher” denilmiştir. Sonra su buharı gibi mâyî ve gaz karışımı maddeden gök
cisimleri yaratılmış, sonra buna hareket verilerek sıvı halde hareket-i devriyesi ile küreye benzer olduğu için
“Nûn” denilmiştir.”

Sonuç olarak “İnsan bir yolcudur. Rahm-ı maderden, dünyadan, berzahtan, haşirden ve sırattan geçen bir
3 yolculuğu vardır. Bu yolculuğun sonu cennet ve cehennemde bitecektir. Yaratılışın amacı Allah’ın kendisini
mahlûkatı ile tanıtmasıdır. Varlık Allah’ın tanınmasını sağlarken, mahlûkat içinde akıllı ve şuurlu olarak yaratılan
insanın da görevi Allah’ı tanımaktır. Allah’ı iman ile tanıyarak yaratılış amacına hizmet eden insan ebedi saadeti
kazanır. Ebedi saadet yurdu ise cennettir.

Dinin amacı ve hedefi insanı cennete götürecek olan amelleri öğretmek ve insana yaptırmaktır. Bu da
peygamberlerin gösterdiği şekilde iman ve amel ile mümkün olur. Dinin amacı ve hedefi budur. İnsanlığa
saadet-i ebediyeyi kazandıracak olan iman ve ameli insanlığa öğreten Peygamberimiz (sav) elbette kâinatın
yüzü suyu hürmetine yaratıldığı en değerli bir peygamber olacaktır. İnsanlığa bundan daha büyük hizmet olabilir mi?

Bundan dolayı yüce Allah Peygamberimizi “Seni yaratmasaydım kâinatı yaratmazdım” buyurarak övmektedir.




gıçta ezelî takdir ile kıyamete kadar olacak şeylerin
projesini yazan ruhanî ilk unsuru yaratmıştır. Buna “Akl-ı Evvel” ve “Nûr-u Muhammedî” denilmiştir. Sonra
madde yaratılmış ve buna “Cevher” denilmiştir. Sonra su buharı gibi mâyî ve gaz karışımı maddeden gök
cisimleri yaratılmış, sonra buna hareket verilerek sıvı halde hareket-i devriyesi ile küreye benzer olduğu için
“Nûn” denilmiştir.”

Sonuç olarak “İnsan bir yolcudur. Rahm-ı maderden, dünyadan, berzahtan, haşirden ve sırattan geçen bir
3 yolculuğu vardır. Bu yolculuğun sonu cennet ve cehennemde bitecektir. Yaratılışın amacı Allah’ın kendisini
mahlûkatı ile tanıtmasıdır. Varlık Allah’ın tanınmasını sağlarken, mahlûkat içinde akıllı ve şuurlu olarak yaratılan
insanın da görevi Allah’ı tanımaktır. Allah’ı iman ile tanıyarak yaratılış amacına hizmet eden insan ebedi saadeti
kazanır. Ebedi saadet yurdu ise cennettir.

Dinin amacı ve hedefi insanı cennete götürecek olan amelleri öğretmek ve insana yaptırmaktır. Bu da
peygamberlerin gösterdiği şekilde iman ve amel ile mümkün olur. Dinin amacı ve hedefi budur. İnsanlığa
saadet-i ebediyeyi kazandıracak olan iman ve ameli insanlığa öğreten Peygamberimiz (sav) elbette kâinatın
yüzü suyu hürmetine yaratıldığı en değerli bir peygamber olacaktır. İnsanlığa bundan daha büyük hizmet olabilir mi?

Bundan dolayı yüce Allah Peygamberimizi “Seni yaratmasaydım kâinatı yaratmazdım” buyurarak övmektedir.

rose12 :243: namaz namaz namaz acilangul rose44 namaz
avatar
şahmaran
Özel Üye
Özel Üye

Aktiflik :
550 / 999550 / 999

<b>Uyarı Seviyesi</b> Uyarı Seviyesi : Uyarı Yok
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 302
<b>Puanı</b> Puanı : 377
<b>Teşekkür</b> Teşekkür : 31
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 17/03/10
<b>Yaş</b> Yaş : 53

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz