İsLaMCoKGuZeL FoRuMLaRı

Forumumuza Hoşgeldiniz Lütfen Bu Pencereyi Peygamber Efendimiz'e (S.A.V.) Salâvat Getirmeden Kapatmayınız "Allahümme Salli Alâ Seyyidina Muhammedin Ve Alâ Âli Seyyidina Muhammed"
Saat

Similar topics
    Aralık 2017
    PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
        123
    45678910
    11121314151617
    18192021222324
    25262728293031

    Takvim Takvim

    En son konular
    » Sedat Uçan Müsaden Var mı Ya Rasulallah Müziksiz
    Çarş. Kas. 29, 2017 3:15 pm tarafından yağmur

    » Hasan Dursun - Levlake
    Çarş. Kas. 29, 2017 3:12 pm tarafından yağmur

    » Hasan Dursun Kokusu Gelir Müziksiz
    Çarş. Kas. 29, 2017 3:07 pm tarafından yağmur

    » Hasan Dursun Bilal Gibi Müziksiz
    Çarş. Kas. 29, 2017 3:03 pm tarafından yağmur

    » Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimiz'in Mübarek Doğum Günü "MEVLİD KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN"
    Çarş. Kas. 29, 2017 2:54 pm tarafından yağmur

    » Referansım Allah celle celalühü
    Çarş. Kas. 29, 2017 2:49 pm tarafından yağmur

    » Medine-i Münevvere’de Ramazan’ı Yaşamak
    C.tesi Kas. 04, 2017 11:57 am tarafından yağmur

    » EY KALEM! ESER SENİN DEĞİLDİR
    C.tesi Kas. 04, 2017 11:45 am tarafından yağmur

    » MESCİD-İ NEBEVÎ'DE TANIDIK BİR İMZA
    C.tesi Kas. 04, 2017 11:37 am tarafından yağmur

    » Medine-i Münevvere'ye Gidin / Dursun Ali Erzincanlı
    C.tesi Kas. 04, 2017 11:27 am tarafından yağmur

    » diken Tohumu
    Paz Eyl. 17, 2017 12:15 pm tarafından yağmur

    » Hakka Vuslat
    Paz Eyl. 17, 2017 12:00 pm tarafından yağmur

    » Kalpteki Nurun Sebebi
    Paz Eyl. 17, 2017 11:49 am tarafından yağmur

    » Sâlih Amelleri Yok Eden Belâ: HASET
    Paz Eyl. 17, 2017 11:30 am tarafından yağmur

    » |❀ܓ|Kurban Bayramımız Mübarek Olsun|❀ܓ|
    Cuma Eyl. 01, 2017 8:19 am tarafından yağmur

    » Hac
    Salı Ağus. 29, 2017 8:33 am tarafından yağmur

    » Zilhicce Ayının On gününün Önemi
    Paz Ağus. 27, 2017 3:54 am tarafından yağmur

    » AH ŞU TATİL GÜNLERİ
    C.tesi Ağus. 26, 2017 7:41 pm tarafından yağmur

    » AMAN İSLAM'I BIRAKMAYIN!
    C.tesi Ağus. 26, 2017 7:23 pm tarafından yağmur

    » Zilhicce Ayı Orucu İle İlgili Hadis-i Şerifler
    Salı Ağus. 22, 2017 4:45 am tarafından yağmur

    » ZİLHİCCE AYININ İLK ON GÜNÜNDE YAPILMASI FAZİLETLİ AMELLER
    Salı Ağus. 22, 2017 4:39 am tarafından yağmur

    » Haccın Hikmetleri
    Paz Ağus. 13, 2017 6:12 pm tarafından yağmur

    » SADAKA ÖMRÜ UZATIR, BELAYI DEFEDER
    Paz Ağus. 13, 2017 6:05 pm tarafından yağmur

    » Eden Bulur.
    Paz Ağus. 13, 2017 6:02 pm tarafından yağmur

    » Bir Karga Hikayesi..
    Paz Ağus. 13, 2017 5:59 pm tarafından yağmur

    » Talep..
    Paz Ağus. 13, 2017 5:56 pm tarafından yağmur

    » Hac üzerine 🕋🥀♥
    Paz Ağus. 13, 2017 11:21 am tarafından yağmur

    » MEKKE-İ MÜKERREMEYE GETİRİLEN İLK SU: AYN-I ZÜBEYDE
    Paz Ağus. 13, 2017 11:10 am tarafından yağmur

    » Ana Babaya İyilik Hakkında Hikaye ve Hadis-i Şerifler♥
    Paz Ağus. 13, 2017 7:43 am tarafından yağmur

    » Bakalım cennete ilk önce kim varır. 😊
    Paz Ağus. 13, 2017 7:31 am tarafından yağmur

    » Ikilemeli konuşma 😊
    Paz Ağus. 13, 2017 7:28 am tarafından yağmur

    » Tabaktaki et :)
    Paz Ağus. 13, 2017 7:25 am tarafından yağmur

    » İnşaallah :)
    Paz Ağus. 13, 2017 7:22 am tarafından yağmur

    » Kurban ve Bilmemiz Gerekenler
    Paz Ağus. 13, 2017 7:20 am tarafından yağmur

    » |❀ܓ|RAMAZAN BAYRAMIMIZ MÜBAREK OLSUN|❀ܓ|
    Paz Haz. 25, 2017 3:47 am tarafından yağmur

    » Ya Bardak Ya Göl...
    Cuma Haz. 23, 2017 4:25 pm tarafından yağmur

    » Elveda Ey Şehri Ramazan
    Cuma Haz. 23, 2017 4:22 pm tarafından yağmur

    » Ramazan-ı Şerif Giderken
    Cuma Haz. 23, 2017 4:20 pm tarafından yağmur

    » Ramazan-ı Şerif Bayramı
    Cuma Haz. 23, 2017 4:19 pm tarafından yağmur

    » BAYRAMIN SÜNNET VE EDEPLERİ
    Cuma Haz. 23, 2017 4:18 pm tarafından yağmur

    »  Ramazan nüktesi :)
    Ptsi Haz. 05, 2017 12:09 pm tarafından yağmur

    » Yurdum İnsanı
    Ptsi Haz. 05, 2017 12:04 pm tarafından yağmur

    » Ne Zaman Uyanır?
    Ptsi Haz. 05, 2017 11:59 am tarafından yağmur

    » Köpeğe su vermesi affına vesile oldu
    Ptsi Haz. 05, 2017 11:52 am tarafından yağmur

    » Her Koyunu Kendi Bacağından Asarlar.
    Ptsi Haz. 05, 2017 11:48 am tarafından yağmur

    » Hikmetler.
    Ptsi Haz. 05, 2017 11:38 am tarafından yağmur

    » Kalbe Dokunan Sözler...
    Paz Mayıs 28, 2017 10:37 pm tarafından yağmur

    » Kelebeğin Yüreği
    Paz Mayıs 28, 2017 9:43 pm tarafından yağmur

    » Acziyet
    Paz Mayıs 28, 2017 9:38 pm tarafından yağmur

    » Hastalık Üzerine
    Paz Mayıs 28, 2017 9:35 pm tarafından yağmur

    KUR’AN-I KERİM DİNLE

    Mealli Kur'an Dinleyelim

    Hadis-i Şerif

    1-Âfetü’l ilmi ennisyanü: İlmin afeti unutmaktır.
    ************************
    2-Ettuhuru şatru’l iman: Temizlik imanın yarısıdır.
    ************************
    3-A’kilhâ ve tevekkel: (Deveyi) bağla ve tevekkül et.
    ************************
    4-Sûmû tesihhû: Oruç tutun, sıhhat bulun.
    **********************
    5-Es-salâtüimâdü’d dini: Namaz dinin direğidir.
    *************************
    6-Talebü’l helalicihadün: Helal peşinde koşmak cihaddır.
    ******************************
    7-El-kelimü’ttayyibetü sadakatün: Güzel sözsadakadır.
    ***************************
    8-El cennetü tahte zılâli’ssüyuf: Cennet kılıçların gölgesialtındadır.
    *************************
    9-El mecalisü bi’l emaneti: Meclislerdeki sözler emanettir.
    ***************************
    10-Ed-dellü alel hayri kefailihi:Hayra vesile olan yapan gibidir.
    ****************************
    11-El cennetü dâr-ül eshıya: Cennet cömertler yurdudur.
    *************************
    12-Es- savmü nısf’us sabr: Oruç sabrın yarısıdır.
    ************************
    13-Es sabru nısf’ul iman: Sabır imanın yarısıdır.
    ***********************
    14-Et tebessümü sadakatun: Tebessüm etmek sadakadır.

    ************************
    15-Es sabru miftahul ferec: Sabır, başarının anahtarıdır.
    ************************
    16-Es sabru ınde sadmetül ula: Sabır, musi,betin ilk anındakidir.
    ************************
    17-Efdalü’l ibadetiedvamuha: İbadetin efdali devamlı olanıdır.
    ************************
    18-El Kur’anühüved deva: Kur’an, sırf devadır.
    ************************
    19-Men samete reca: Dilini tutan kurtuldu.
    ************************
    20-Re’sü’lhikmeti mehafetullah: Hikmetin başı Allah korkudur.
    ************************
    21-El idetü atiyyetün: Vaad edilen verilmelidir.
    ************************
    22-Ed duaü silahu’lmümin: Dua müminin silahıdır.
    ************************
    23-İsmah yusmah leke: Müsamaha et ki sende göresin.
    ************************
    24-Es salatü nur’ulmümin: Namaz müminin nurudur.
    ************************
    25-En nedametü tevbetün: Pişmanlık tövbedir.
    ************************
    26-El mescidü beytükülli takiyyin: Mescid, takva sahiplerininevidir.
    ************************
    27-Ed dinü en nasiha: Din nasihattir.
    ************************
    28-Ed duaü hüvelibadetü: Dua ibadettir.

    ************************
    29-Elcümuatü haccü’l mesakin: Cumafakirlerin haccıdır.
    ************************
    30-Hüsnü’ssuali nısfu’l ilim: Güzel soru, ilmin yarıdır.
    ************************
    31-Es selamü kable’lkelam: Önce selam, sonra kelam.
    ************************
    32-İzâ gadibte fe’skut: Öfkelendiğinde sus.
    ************************
    33-Kesretü’d dahikitumitül kalb: Çok gülmek kalbiöldürür.
    ************************
    34-Es savmu cünnetün: Oruç kalkandır.

    35-Es subhatü temneu’r rızk: Sabah uykusu, rızka engeldir.
    ************************
    36-El hamrüummü’l habais: İçki,kötülüklerin anasıdır.
    ************************
    37-Zina’l uyûni en nazaru: gözlerin zinası bakmaktır.
    ************************
    38-El kanâatümâlün la yenfedü: Kanaat bitmez birsermayedir.
    ************************
    39-El hayaü minel iman:Hayâ(utanma duygusu) imandandır.
    ************************
    40-El mer’üala dini halilihi: Kişi, arkadaşının diniüzeredir.

    Giriş yap

    Şifremi unuttum

    Arama
     
     

    Sonuç :
     


    Rechercher çıkıntı araştırma

    Istatistikler
    Toplam 2056 kayıtlı kullanıcımız var
    Son kaydolan kullanıcımız: ferace313

    Kullanıcılarımız toplam 11786 mesaj attılar bunda 4564 konu

    Hicret Öncülerinden: Ümmü Habibe

    Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

    Hicret Öncülerinden: Ümmü Habibe

    Mesaj tarafından yağmur Bir Ptsi Nis. 12, 2010 9:27 am

    Mekke müşrikleri Peygamberimiz’e (aleyhissalâtü vesselâm) inanmamakla kalmıyor, iman edenleri de O’na inanmaktan ve mümince yaşamaktan alıkoymaya çalışıyorlardı. İnananlar ise her ne pahasına olursa olsun, inançlarını yaşayacaklar ve bu yeni dini başkalarına anlatacaklardı. Bu vazife, iman etmelerinin bir gereğiydi. Din ve dinî hayat terk edilemez fakat vatan terk edilebilirdi. Neticede de öyle oldu. Kadınıyla erkeğiyle inananlar grup grup yola koyuldu. İlk hicret Habeşistan’a gerçekleşti. O gün Habeşistan’a gitmek için Kızıl Deniz kenarındaki Şuaybe Limanı’na doğru gizlice yola çıkanlardan bazılarının yanında eşleri ve çocukları da vardı.1 Hanımlar da bu kutsi yolculukta geri durmamış, eşlerine destek olmuş ve mukaddes yükü taşıma adına sahip oldukları her şeylerini ortaya koymuşlardı. Başka türlü de düşünemez ve yapamazlardı. Zîrâ bu mukaddes yük, bu büyük dava herkesin omzuna konmazdı. “Melikin atıyyelerini ancak matıyyeleri taşır”dı. Onlar için bu ne büyük bir şerefti. Mukaddes emanete matıyye (taşıyıcı) olarak seçilmişlerdi.

    Kadınlar da Allah yolunda koşuyor, kendilerini fânîye çeken ne kadar zincir varsa onlardan kurtuluyor, hem kurtuluşa hem de kurtarmaya koşuyorlardı. Onlar da yuvalarını sırtlarında taşımanın yanında mukaddes davayı taşıyor, rıza arayışında her şeye katlanıyor, erkeklerin hemen yanı başında kendilerine düşen yeri alıyorlardı. İşte Habeşistan’a yapılan ikinci hicrette o çilekeş yolcular arasında kutlu yolculardan bir tanesi de daha sonra bütün müminlerin anası pâyesine erecek olan mustarip kadın Ümmü Habibe’ydi.

    Ümmü Habibe (r. anhâ)
    Ebû Süfyan’ın kızı olan Ümmü Habibe’nin ismi Remle’dir. Annesi ise Safiyye binti Ebi’l-Âs’dır. Ubeydullah ibn Cahş ile yaptığı ilk evliliğinden doğan kızı Habibe’den dolayı “Ümmü Habibe” künyesini almıştı. Ümmü Habibe, İslâm gelmeden önce Hanif dinine bağlı, putperestlikten uzak nezih bir hayat yaşamıştı. Şirke hiç bulaşmamış bu temiz fıtrat, Peygamber Efendimiz’in davetini, kocası Ubeydullah ile birlikte ilk kabul eden Müslümanlar arasında yerini almıştı. Bu yüzden kocası ile birlikte müşriklerin işkence ve baskılarına en çok maruz kalanların başında geliyorlardı. Ubeydullah, bu sıkıntılardan kurtulmak için hanımı Ümmü Habibe ile birlikte hicret etmeye karar vermiş ve ikinci kafile içinde Habeşistan’a gitmişlerdi. Fakat Ümmü Habibe’nin imtihanı bununla bitmeyecek, onun asıl imtihanı bundan sonra başlayacaktı. Zîrâ kocası, Habeşistan’da yaşayan Hıristiyan çevreden etkilenerek Hıristiyanlığa geçmişti.2 O gün hem Ümmü Habibe’yi hem de bütün muhacirleri derinden etkileyen bu vak’a bugün bizi de üzerinde düşündürmelidir. Zîrâ dün Allah için her şeyini Mekke’de bırakarak hicret eden bir insan, Habeşistan’da çevrenin tesiriyle sarsılıyor ve din değiştiriyordu. Evet bugün, sırf Allah’ın rızasını elde etme adına, cihanın dört bir yanına dağılanlar, Allah’ı kullarına tanıtma ve kullarıyla O’nun arasındaki engelleri kaldırma adına hicret edenler çok dikkatli olmalıdır. Gerçekten insan farkında olmadan içinde yaşadığı muhitin sosyal ve kültürel hayatının tesiri altında kalabilir. Bu tesirle dün, kötü ve yanlış kabul ettiği şeyleri bugün yanlış kabul etmemeye, ertesi gün de onları işlemede herhangi bir beis görmemeye başlayabilir. Zaten bu değişim ve özünden uzaklaşma da çok sinsi ve yavaş yavaş seyrettiğinden hissedilemez. Bu hususta hiç kimsenin garantisi de yoktur. Dolayısıyla durumu, konumu ve makamı ne olursa olsun inanan her insan, haram ve helallere azami riayet ederek daima korku ve ümit arasında çok dikkatli yaşamalı, akıbet endişesinden de asla uzak bulunmamalıdır. Bununla birlikte insan, nisyanla maluldür. Her an unutabilir, gaflete düşebilir, kalbler kayabilir ve ebediyen kaybedebilir. Fiilî mânâda dualarını devam ettirirken kavlen de Kur’ân’ın öğrettiği şu duayı dilinden ve kalbinden asla düşürmemelidir: “Ey bizim kerîm Rabbimiz, bize hidâyet verdikten sonra kalblerimizi saptırma ve katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz bağışı bol olan Vehhab Sensin Sen!” (Âl-i İmrân, 3/8)

    İmanda Sebatın Mükâfatı
    Ümmü Habibe, eşinin İslâm’a yeniden dönmesi için çok uğraştıysa da bunda muvaffak olamadı. O, bu mevzuda kendisine düşen vazifeyi yerine getirmişti. Neticede hidayeti lütfedecek olan Allah’tı. Buna karşılık kocası da boş durmamış, Ümmü Habibe’ye Hristiyan olması için telkinde bulunup, baskı uygulamış; fakat bu çilekeş kadın büyük bir sabır ve mücadele örneği sergileyerek imanında sebat etmişti. Kocasının bütün teklif ve ısrarlarına rağmen inancından dönmemiş, sonunda her türlü sıkıntıyı göze alarak bu bedbaht insandan ayrılmıştı.

    Ümmü Habibe (r.anhâ), inancını yaşamak ve yaşatmak üzere gittiği bir coğrafyada bir anda küçük kız çocuğuyla birlikte baş başa sahipsiz ve kimsesiz kalmıştı. O, büyüdüğü ve yaşadığı ortam itibarıyla Mekke’nin ileri gelen ve zengin ailelerinden birine mensuptu. Babası, Ebû Süfyan Mekke’nin reisi, önde gelen isimlerinden birisiydi. O gün Ebû Süfyan, henüz Müslüman olmadığı gibi, inananların da baş düşmanı idi. Bu sebeple Ümmü Habibe’nin dönüp baba evine sığınması da mümkün değildi. Bir kadın olarak tek başına yabancı bir ülkede hayatını devam ettirmesi ise çok zordu. Boşandığı kocası da İslâm’dan uzaklaşınca kendisini içkiye vermiş ve kısa zaman sonra da ölmüştü. Ümmü Habibe günlerce devam eden bu sıkıntılı anlarında düşünmekten kendini alamıyordu. Memleketini, ana babasını ve yakınlarını niçin terk etmiş, şimdiyse başına neler gelmişti? Şimdi ne yapabilirdi? Çaresizlik içindeydi. Günlerce kafasını ve benliğini meşgul eden bu sorular karşısında, bir sabah vakti bir rüya ile korkarak uyanır. Rüyasında kendisine gelen birisi: “Ey müminlerin annesi!” diye hitap etmiştir. Bu basiret ve feraset sahibi kadın rüyanın tevilini, Efendimiz’e eş olacağı şeklinde yorumlamış3 ve büyük bir teslimiyet içinde Allah’ın kendi hakkındaki takdirlerini beklemeye başlamıştır. Aradan çok geçmeden bu sadık rüyanın yorumu da gerçekleşmiştir. Zîrâ Peygamber Efendimiz durumdan haberdar olmuş ve ona bir elçi göndererek evlilik teklifinde bulunmuştur. Bu teklif, onun maddî-mânevî bütün sıkıntılarını, huzur ve inşiraha çeviren hayatının en önemli tekliflerinden biriydi. Bundan sonrasını Ümmü Habibe Radıyallâhu Anhâ’nın kendisinden dinleyelim:
    “Habeşistan’da iken Necaşi’nin elçisi Ebrehe adındaki câriyenin getirdiği haber kadar hayatta hiçbir şey beni heyecanlandırmamıştır. Ebrehe, Habeşistan Kralı Necaşi’nin kıyafet ve kokuları ile ilgilenen birisi idi. Bir gün benimle konuşmak için izin istedi. Ben de kabul ettim. “Rasulüllah, Kral’a seninle evlenmek istediğini bildiren bir mektup yazmış.” dedi. Ben de “Allah sana da hayırlı müjdeler versin” dedim. Fakat söylediklerinden emin olmak için bunu ona birkaç kez tekrarlattım. Nihayet Ebrehe, “Kral nikâhını kıymak için bir vekil tayin etmeni istiyor.” dedi. Bunun üzerine amcamın oğlu Halid b. Said’i çağırdım ve onu kendime vekil tayin ettim. Sevincimden Ebrehe’ye el ve ayaklarımda ne kadar takı varsa hepsini verdim. Söz kesildiğinin ertesi günü Necaşî, Cafer b. Ebî Tâlib’e orada bulunan bütün Müslümanları toplamasını emretti. Toplantıda kısa bir konuşma yaptıktan sonra “Rasulüllah’ın isteği üzerine Ebû Süfyan’ın kızı Ümmü Habibe’yi 400 dinar mehir ile ona nikâhladım.” dedi. Bu teklif, Hz. Ümmü Habibe’nin vekili Halid b. Velid b. Saîd tarafından da kabul ve teyit edilerek nikâhları kıyılmış oldu. Necaşî, mehir olarak tespit edilen parayı Halid b. Saîd’e teslim ettikten sonra kalkmak üzere olan ashab-ı kirama: “Nikâhtan sonra yemek vermek peygamberlerin sünnetidir.” diyerek düğün yemeği ikram ettirdi.4

    Bu nikâh merasiminden sonra “Ümmü’l Mü’minîn” olarak sabahlayan Ümmü Habibe, 400 dinar mehir5 eline geçtiği zaman kendisine müjdeyi getiren câriye Ebrehe’yi çağırtarak “O gün evimde olanı vermiştim. Başka param yoktu. Şimdi Allah bana bunu ikram etti. Mehrimden elli dinar al, ihtiyaçlarını karşılarsın.” dedi. Ebrehe, verilen parayı kabul etmediği gibi, Ümmü Habibe’nin daha önce verdiği bütün takıları da iade ederek şöyle dedi: “Kral bana, senden bir şey almamamı emretti. Ben onun kostüm ve koku işleriyle meşgul oluyorum. Ben Hz. Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in dinine tâbi ve Allah’a teslim oldum. Kral, hanımlarına yanlarında ne kadar koku varsa sana göndermelerini emretti.” Ertesi gün bu güzel kokuları getiren Ebrehe, Ümmü Habibe’nin çeyizinin hazırlanmasında da kendisine yardımcı oldu ve kendisinden sadece şöyle bir ricada bulundu. “Benim senden tek arzum, Resulüllah’a selâmımı söylemen ve Müslüman olduğumu ona bildirmendir.” Ebrehe, bu selâmın Peygamberimiz’e götürülmesini o kadar önemsemiştir ki, Ümmü Habibe Validemiz’i her ziyaretinde selâmını söylemesini unutmamasını özellikle hatırlatırdı. Hz. Ümmü Habibe (r.anhâ), Medine’ye geldiğinde Efendimiz’e nikâh merasimini anlatmış ve bu olay üzerine Müslüman olan câriye Ebrehe’nin selâmını da kendisine iletmişti. Allah Resulü onun bu selâmına karşılık tebessüm etmiş ve “Allah’ın selâm, bereket ve rahmeti onun da üzerine olsun!”6 diyerek karşılık vermiştir.

    Daha sonra Necaşî, Ümmü Habibe’yi ve Habeşistan’da bulunan diğer muhacirleri de iki gemiye bindirerek Medine’ye uğurladı. Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem, Hayber Gazasında Ketibe kalesinin fethi ile meşgul olurken, onlar da Medine’ye vardılar. Vefa insanı Peygamberimiz onların gelişiyle çok memnun olmuş ve Hz. Cafer’in alnından öperek sevincini şöyle ifade etmiştir: “Bilmem ki bu iki şeyden hangisi ile sevineyim. Hayber’in fethi ile mi, yoksa Cafer’in gelişi ile mi?”7 Bu Hz. Cafer ve arkadaşlarının ikinci hicretlerinin onlara mânevî bir mükâfatıydı. Maddî mükâfatları ise Hayber’den alınan ganimetlerden Allah Resulü’nün onlara da hisse tahsis ettirmiş olmasıydı. Âdeta “Kim Allah yolunda hicret ederse dünyada gidecek çok yer, genişlik ve bolluk bulur…” (Nisâ, 4/100) âyet-i kerimesinin müjdesine nail olmuşlardı. Peygamberimiz Hayber gelirinden Ümmü Habibe Validemiz’e de seksen vesk yani seksen deve yükü hurma, yirmi vesk de arpa vermişti.

    Hz. Peygamber, Ümmü Habibe Validemiz gelmeden önce onun için bir oda yaptırmıştı ki, bu oda, diğer hanımlarının hücrelerine göre mescide en uzak olanı idi. Resulüllah’ın emri ile Hz. Bilâl, Ümmü Habibe’yi odasına götürmüştü. Ümmü Habibe, bu yeni odacıkta bir süpürge bulmuş, yanında bulunan köle ile iş bölümü yaparak odayı temizledikten sonra güzel kokularla kokulandırarak kıldan yapılmış bir yaygıyla da tefriş etmişti. Akşamleyin Peygamberimiz, Ümmü Habibe’nin odasına gelince, güzel bir koku hissetmiş ve içinin güzelce donatıldığını da görünce: “Kureyş kadınları etrafı döşeyen, medenî kadınlardır. Bedevî değillerdir.” buyurarak ona iltifatta bulunmuştu. Bu sözleri ile Efendimiz onu takdir ederek bir erkeğin eşinin yaptıklarını görmesi ve onu zaman zaman takdir etmesi gerektiği dersini de hepimize vermiştir.

    Muhacir Sahipsiz Değildir
    Hicretin yedinci yılında meydana gelen bu hâdise, Ümmü Habibe’nin Allah yolunda başına gelen her şeyi iman, teslimiyet, tevekkül ve sabır içinde şükürle karşılamasının bir mükâfatı idi. Allah için hicret edenler şunu hiç unutmamalıdır ki, muhacir hiçbir zaman yalnız değildir. Onun sahibi, onun koruyucusu ve yardımcısı Allah’tır. Bu hakikat, Kur’ân-ı Hakîm’de Peygamber Efendimiz’in hicreti üzerinden bize şöyle ifade edilmektedir. “Eğer Siz Peygamber’e yardımcı olmazsanız, Allah vaktiyle O’na yardım ettiği gibi yine yardım eder. Hani kâfirler O’nu Mekke’den çıkardıklarında, iki kişiden biri olarak (Sevr) mağarasında iken arkadaşına: ‘Sen hiç tasalanma, zîrâ Allah bizimle beraberdir.’ diyordu.” (Tövbe, 9/40) Bu müjde Nahl Sûresi’nde de, muhacirlere şu şekilde verilmektedir: “Bundan sonra şunu bil ki: Şüphesiz ki senin Rabbin, mihnet ve işkenceye, zulme ve baskıya uğradıktan sonra mücahede edip sabreden, ardından da hicret edenlerle beraberdir. Evet, Rabbin onların bütün bu güzel hareketlerine karşılık elbette onları bağışlayıp ihsanda bulunacaktır. Çünkü O gafurdur, rahîmdir.” (Nahl, 16/110) Ümmü Habibe Validemiz, Hakk’ın kendisini gördüğüne ve koruduğuna inanıyor ve bunun âlem-i şehadette tezahürünü bekliyordu. O sonsuz rahmetin nasıl tecelli edeceğini belki bütün sahabe-i kiram efendilerimiz de bekliyordu. Ümmü Habibe acaba ne yapacak, tek başına bir kız çocuğuyla yâd ellerde nasıl hayatını devam ettirecekti? “Zulme mâruz kaldıktan sonra Allah uğrunda hicret edenleri, elbette dünyada güzel bir yere yerleştiririz. Âhiret mükâfatı ise daha büyüktür. Bunu bir bilselerdi!” (Nahl, 16/41) âyetinde müjdelenen “güzel yer” onun için neresi olacaktı? Ümmü Habibe (r. anhâ) buna inanıyor ve bir gün en güzel takdirin gerçekleşeceğini biliyordu. Rahmeti sonsuzun hakkında vereceği hükmü de bekliyordu. Sonuçta gerçekten âyette müjdelenen hakikat gerçekleşmiş, Allah (cc), onu dünyada yerleşebileceği yerlerin en güzeli Peygamber Efendimiz’in hücre-i saadetlerinden birine yerleştirmişti. Başlangıcı itibarıyla hakkında şer gibi gelişen olaylar silsilesi onu büyük bir hayra ulaştırmıştı. Yaşadıkları sadece onun için değil bütün Müslümanlar için hayra giden kapıların açılmasına vesile olmuştu.
    Ümmü Habibe’nin Evliliğiyle Gelen Hayır
    Kur’ân-ı Kerîm’in ifadesiyle “…Olur ki hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlı olur. Olur ki sevip arzu ettiğiniz bir şey sizin için şerli olur. Gerçeği Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara, 2/216) Hakkımızda şer gibi gözüken her olayda veya olaylar zincirinde mutlaka bugün veya yarın anlayabileceğimiz iç içe pek çok hayırlar da vardır. Bu evlilikle, yaban ellerde bir kız çocuğuyla ortada kalan bir kadına sahip çıkılmıştı. Ümmü Habibe, Peygamberimiz’e eş olmakla bütün müminlerin annesi olma unvanını almıştı. İkinci olarak bu evlilikle Peygamberimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem, o güne kadar henüz Müslüman olmamış, İslâm’ın ve Müslümanların azılı düşmanlarından olan Ebû Süfyan’a damat olmuştu. Efendimiz’in evlilik yoluyla kurduğu bu akrabalığı, karşı tarafın bütünüyle görmezlikten gelmesi mümkün değildi. Ebû Süfyan her ne kadar müşrik de olsa bir babaydı. Bir anne ve baba yüreği, kızının hayatına, yuvasının yıkılışına veya yeni bir yuva kurmasına bütün bütün ilgisiz kalamazdı. İşte Peygamber Efendimiz’in bu stratejik kararı ve bu istikametteki adımı, beklenen meyveyi vermişti. Ebû Süfyan’ın Hz. Peygamber’e ve Müslümanlara olan kin ve düşmanlığı bir nebze de olsa kırılmaya başlamıştı. Bu evlilikten sonra Ebû Süfyan, Efendimiz Aleyhisssalâtü Vesselâma ve Müslümanlara karşı yavaş yavaş yumuşamaya başladı. Bu mülâyemetin ilk sinyallerini Ebû Süfyan, evlilikten haberi olduğu anda vermişti. Kızının kendisine danışmadan düşmanıyla evlenmesinden dolayı Ebû Süfyan’ın kızması beklenirken, aksine onun bir bakıma memnuniyetini ifade edecek şekilde değerlendirdiğini görmekteyiz: “Bu evlilik tenkit edilemeyecek denk bir evliliktir.”8 Nitekim bu evliliğin karşı düşman cephenin yumuşamasına vesile olacağı9 âyet-i kerimede de müminlere müjdelenmişti: “Umulur ki Allah, sizinle düşmanlarınız arasında bir sevgi ve yakınlık kurar. Çünkü Allah her şeye kadirdir. Allah gafurdur, rahimdir.” (Mümtehine, 60/7)

    Hz. Peygamber Efendimiz ile dört yıl evli kalmış olan Hz. Ümmü Habibe, Rasûlüllah’ın vefatından sonra otuz dört yıl zâhidane bir hayat yaşadı. O, Peygamberimiz’in diğer hanımları gibi herkes tarafından sevgiyle karşılanır saygı ile ağırlanırdı. Onun bu şerefli konumundan kardeşi Hz. Muaviye de istifade etmiş, “müminlerin dayısı” diye isimlendirilmiştir.

    Hz. Ümmü Habibe Anamız, kardeşi Muaviye’nin hilâfeti (40-69/661-680) döneminde yetmiş yaşında iken, hicretin kırk dördüncü senesinde Medine’de vefat etmiştir.10 Allah (cc) bizleri, hem ilk iman edenler arasında yerini almış hem iki hicretle şereflenmiş hem de Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed Mustafa'ya (sallallâhu aleyhi ve sellem) eş olarak “müminlerin anası” unvanını almış, başlangıcı itibarıyla mustarip sonu itibarıyla bahtiyar bu validemizin şefaatine nail eylesin.

    Araştırmacı-Yazar
    [Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

    Dipnotlar
    1. Habeşistan’a hicret eden kadınlar arasında Peygamberimiz’in kızı Rukayye ve Hz. Hatice Validemiz’in vefatından sonra ikinci evliliğini yapacağı Sevde binti Zem’a da vardı. Diğer kadın sahabiler ve çocukları için bkz., İbn Hişam, IV/14-16.
    2. Bkz., İbn Sa’d, Tabakatü’l-Kübra, VIII/96
    3. Bkz., İbn Hacer, el-İsabe, IV/305; İbn Sa’d, VIII/97
    6. Bkz., İbn Sa’d, VIII/98
    7. İbn Hişam, Sîre, IV/3
    8. İbn Sa’d, VIII/99; İbn Hacer, el-İsabe, IV/306
    9. İbn Sa’d, VIII/99; İbn Kesir, es-Sîre, III/273; İbn Hacer, el-İsabe, IV/306
    10. İbn Sa’d, VIII/100; el-İsabe, IV/307
    avatar
    yağmur
    Özel Üye
    Özel Üye

    Aktiflik :
    999 / 999999 / 999

    <b>Uyarı Seviyesi</b> Uyarı Seviyesi : Uyarı Yok
    <b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 3897
    <b>Puanı</b> Puanı : 4290
    <b>Teşekkür</b> Teşekkür : 72
    <b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 27/01/10

    Sayfa başına dön Aşağa gitmek

    Geri: Hicret Öncülerinden: Ümmü Habibe

    Mesaj tarafından İslamcokguzel Bir Perş. Nis. 15, 2010 6:44 am

    tesekkur Allah (c.c.) razı ol


    [Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
    avatar
    İslamcokguzel

    Aktiflik :
    999 / 999999 / 999

    <b>Uyarı Seviyesi</b> Uyarı Seviyesi : Uyarı Yok
    <b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 2657
    <b>Puanı</b> Puanı : 2181
    <b>Teşekkür</b> Teşekkür : 89
    <b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 13/03/09

    http://islamcokguzel.wordpress.com

    Sayfa başına dön Aşağa gitmek

    Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

    - Similar topics

     
    Bu forumun müsaadesi var:
    Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz