İsLaMCoKGuZeL FoRuMLaRı

Forumumuza Hoşgeldiniz Lütfen Bu Pencereyi Peygamber Efendimiz'e (S.A.V.) Salâvat Getirmeden Kapatmayınız "Allahümme Salli Alâ Seyyidina Muhammedin Ve Alâ Âli Seyyidina Muhammed"
Saat

Ağustos 2017
PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031   

Takvim Takvim

En son konular
» Haccın Hikmetleri
Paz Ağus. 13, 2017 6:12 pm tarafından yağmur

» SADAKA ÖMRÜ UZATIR, BELAYI DEFEDER
Paz Ağus. 13, 2017 6:05 pm tarafından yağmur

» Eden Bulur.
Paz Ağus. 13, 2017 6:02 pm tarafından yağmur

» Bir Karga Hikayesi..
Paz Ağus. 13, 2017 5:59 pm tarafından yağmur

» Talep..
Paz Ağus. 13, 2017 5:56 pm tarafından yağmur

» Hac üzerine 🕋🥀♥
Paz Ağus. 13, 2017 11:21 am tarafından yağmur

» MEKKE-İ MÜKERREMEYE GETİRİLEN İLK SU: AYN-I ZÜBEYDE
Paz Ağus. 13, 2017 11:10 am tarafından yağmur

» Ana Babaya İyilik Hakkında Hikaye ve Hadis-i Şerifler♥
Paz Ağus. 13, 2017 7:43 am tarafından yağmur

» Bakalım cennete ilk önce kim varır. 😊
Paz Ağus. 13, 2017 7:31 am tarafından yağmur

» Ikilemeli konuşma 😊
Paz Ağus. 13, 2017 7:28 am tarafından yağmur

» Tabaktaki et :)
Paz Ağus. 13, 2017 7:25 am tarafından yağmur

» İnşaallah :)
Paz Ağus. 13, 2017 7:22 am tarafından yağmur

» Kurban ve Bilmemiz Gerekenler
Paz Ağus. 13, 2017 7:20 am tarafından yağmur

» |❀ܓ|RAMAZAN BAYRAMIMIZ MÜBAREK OLSUN|❀ܓ|
Paz Haz. 25, 2017 3:47 am tarafından yağmur

» Ya Bardak Ya Göl...
Cuma Haz. 23, 2017 4:25 pm tarafından yağmur

» Elveda Ey Şehri Ramazan
Cuma Haz. 23, 2017 4:22 pm tarafından yağmur

» Ramazan-ı Şerif Giderken
Cuma Haz. 23, 2017 4:20 pm tarafından yağmur

» Ramazan-ı Şerif Bayramı
Cuma Haz. 23, 2017 4:19 pm tarafından yağmur

» BAYRAMIN SÜNNET VE EDEPLERİ
Cuma Haz. 23, 2017 4:18 pm tarafından yağmur

»  Ramazan nüktesi :)
Ptsi Haz. 05, 2017 12:09 pm tarafından yağmur

» Yurdum İnsanı
Ptsi Haz. 05, 2017 12:04 pm tarafından yağmur

» Ne Zaman Uyanır?
Ptsi Haz. 05, 2017 11:59 am tarafından yağmur

» Köpeğe su vermesi affına vesile oldu
Ptsi Haz. 05, 2017 11:52 am tarafından yağmur

» Her Koyunu Kendi Bacağından Asarlar.
Ptsi Haz. 05, 2017 11:48 am tarafından yağmur

» Hikmetler.
Ptsi Haz. 05, 2017 11:38 am tarafından yağmur

» Kalbe Dokunan Sözler...
Paz Mayıs 28, 2017 10:37 pm tarafından yağmur

» Kelebeğin Yüreği
Paz Mayıs 28, 2017 9:43 pm tarafından yağmur

» Acziyet
Paz Mayıs 28, 2017 9:38 pm tarafından yağmur

» Hastalık Üzerine
Paz Mayıs 28, 2017 9:35 pm tarafından yağmur

» Hayat Dediğin Nedir?
Paz Mayıs 28, 2017 9:27 pm tarafından yağmur

» Hasan Dursun - Muhammed (s.a.v.)
Perş. Mayıs 25, 2017 10:05 am tarafından yağmur

» Hasan Dursun - Levlake
Perş. Mayıs 25, 2017 10:01 am tarafından yağmur

» Güneş Yüzlüm
Çarş. Mayıs 10, 2017 10:21 am tarafından yağmur

» Süreyi Meryem Yasser Dossarİ
Çarş. Mayıs 10, 2017 10:15 am tarafından yağmur

» سورة يوسف - وديع اليمني
Çarş. Mayıs 10, 2017 10:12 am tarafından yağmur

» Saleh Alansari |Surat Al-Ĥijr
Çarş. Mayıs 10, 2017 10:03 am tarafından yağmur

» Surat Al-Mulk Wadie Yamani
Çarş. Mayıs 10, 2017 9:51 am tarafından yağmur

» Berat kandiliniz mubarek olsun:
Çarş. Mayıs 10, 2017 9:28 am tarafından yağmur

» Berat Gecesi
Çarş. Mayıs 10, 2017 8:48 am tarafından yağmur

» Ya Rasulallah (SAV)
Paz Nis. 09, 2017 4:43 pm tarafından yağmur

» Ya RasulAllah
Paz Nis. 09, 2017 4:34 pm tarafından yağmur

» Cürmüm İle Geldim Sana - Affeyle Beni Ya Rabbi (c.c.)
Paz Nis. 09, 2017 4:20 pm tarafından yağmur

» Kuranı Kerim Okuyan
Perş. Nis. 06, 2017 9:01 am tarafından yağmur

» Rasulallah efendimizin guzelliği
Perş. Nis. 06, 2017 8:49 am tarafından yağmur

» Ey Ümmetin Yetim Şehri!
C.tesi Nis. 01, 2017 5:54 pm tarafından yağmur

» SOSYAL VERÂSET
Ptsi Mart 20, 2017 10:45 am tarafından yağmur

» Kimi Dost'a Varır
Ptsi Mart 20, 2017 10:34 am tarafından yağmur

» من اجمل تلاوات جزء عم كامل وديع اليمني
Ptsi Mart 20, 2017 10:27 am tarafından yağmur

» Receb-i Şerif Ayında Kılınacak Namaz
Ptsi Mart 20, 2017 10:20 am tarafından yağmur

» Receb-i Şerif
Ptsi Mart 20, 2017 10:18 am tarafından yağmur

KUR’AN-I KERİM DİNLE

Mealli Kur'an Dinleyelim

Hadis-i Şerif

1-Âfetü’l ilmi ennisyanü: İlmin afeti unutmaktır.
************************
2-Ettuhuru şatru’l iman: Temizlik imanın yarısıdır.
************************
3-A’kilhâ ve tevekkel: (Deveyi) bağla ve tevekkül et.
************************
4-Sûmû tesihhû: Oruç tutun, sıhhat bulun.
**********************
5-Es-salâtüimâdü’d dini: Namaz dinin direğidir.
*************************
6-Talebü’l helalicihadün: Helal peşinde koşmak cihaddır.
******************************
7-El-kelimü’ttayyibetü sadakatün: Güzel sözsadakadır.
***************************
8-El cennetü tahte zılâli’ssüyuf: Cennet kılıçların gölgesialtındadır.
*************************
9-El mecalisü bi’l emaneti: Meclislerdeki sözler emanettir.
***************************
10-Ed-dellü alel hayri kefailihi:Hayra vesile olan yapan gibidir.
****************************
11-El cennetü dâr-ül eshıya: Cennet cömertler yurdudur.
*************************
12-Es- savmü nısf’us sabr: Oruç sabrın yarısıdır.
************************
13-Es sabru nısf’ul iman: Sabır imanın yarısıdır.
***********************
14-Et tebessümü sadakatun: Tebessüm etmek sadakadır.

************************
15-Es sabru miftahul ferec: Sabır, başarının anahtarıdır.
************************
16-Es sabru ınde sadmetül ula: Sabır, musi,betin ilk anındakidir.
************************
17-Efdalü’l ibadetiedvamuha: İbadetin efdali devamlı olanıdır.
************************
18-El Kur’anühüved deva: Kur’an, sırf devadır.
************************
19-Men samete reca: Dilini tutan kurtuldu.
************************
20-Re’sü’lhikmeti mehafetullah: Hikmetin başı Allah korkudur.
************************
21-El idetü atiyyetün: Vaad edilen verilmelidir.
************************
22-Ed duaü silahu’lmümin: Dua müminin silahıdır.
************************
23-İsmah yusmah leke: Müsamaha et ki sende göresin.
************************
24-Es salatü nur’ulmümin: Namaz müminin nurudur.
************************
25-En nedametü tevbetün: Pişmanlık tövbedir.
************************
26-El mescidü beytükülli takiyyin: Mescid, takva sahiplerininevidir.
************************
27-Ed dinü en nasiha: Din nasihattir.
************************
28-Ed duaü hüvelibadetü: Dua ibadettir.

************************
29-Elcümuatü haccü’l mesakin: Cumafakirlerin haccıdır.
************************
30-Hüsnü’ssuali nısfu’l ilim: Güzel soru, ilmin yarıdır.
************************
31-Es selamü kable’lkelam: Önce selam, sonra kelam.
************************
32-İzâ gadibte fe’skut: Öfkelendiğinde sus.
************************
33-Kesretü’d dahikitumitül kalb: Çok gülmek kalbiöldürür.
************************
34-Es savmu cünnetün: Oruç kalkandır.

35-Es subhatü temneu’r rızk: Sabah uykusu, rızka engeldir.
************************
36-El hamrüummü’l habais: İçki,kötülüklerin anasıdır.
************************
37-Zina’l uyûni en nazaru: gözlerin zinası bakmaktır.
************************
38-El kanâatümâlün la yenfedü: Kanaat bitmez birsermayedir.
************************
39-El hayaü minel iman:Hayâ(utanma duygusu) imandandır.
************************
40-El mer’üala dini halilihi: Kişi, arkadaşının diniüzeredir.

Giriş yap

Şifremi unuttum

Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

Istatistikler
Toplam 2056 kayıtlı kullanıcımız var
Son kaydolan kullanıcımız: ferace313

Kullanıcılarımız toplam 11764 mesaj attılar bunda 4549 konu

Hac üzerine 🕋🥀♥

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Hac üzerine 🕋🥀♥

Mesaj tarafından yağmur Bir Paz Ağus. 13, 2017 11:21 am

Cenâb-ı Hakk’a kulluğun tezâhürü olan bütün ibadetler, rûha verilen ayrı ayrı vitaminler mesâbesindedir. Her ibadetten almamız gereken hikmetler, dersler ve ahlâkî kıymetler bulunmaktadır. İbadetlerimizin makbûliyetinin alâmeti de bunlardır.

İlk farz kılınan ibadet; dînin direği olan namazdır. Namaz; kendini ilâhî huzurda bilme, her dâim bizimle olan Rabbimiz’le kalben buluşma, secdelerle O’na olan yakınlığı artırmadır.

Namazdan sonra oruç farz kılındı. Oruç, belli bir süreliğine yeme-içmeyi bırakmaktan ibaret değildir. Zira oruç, mideye ilâveten bütün uzuvların, bilhassa da gözün, kulağın ve dilin haramlardan korunmasıyla kulu “takv┠hassâsiyetine erdirmeyi hedefleyen şümullü bir ibadettir. Yani kula belli bir süreliğine bâzı helâlleri dahî yasaklayıp haramlardan ne kadar sakınmak gerektiğini tâlim eden bir nefis terbiyesidir. Helâlleri dahî asgarîde kullanmayı telkin eden bir riyâzat hâlidir. Açları ve muhtaçları hatırlatarak, merhamet, şefkat ve cömertliği geliştiren bir vicdan tekâmülüdür.

Oruçtan sonra zekât farz kılındı. Zekât; fakir-fukarânın, dînen zengin sayılanların malındaki asgarî hakkıdır. Diğer infaklarla bu asgarî miktarı da aşmaya çalışmak îcâb eder. Zira kulun bu fedakârlığı, Cenâb-ı Hakk’a yaklaşma iştiyâkının bir göstergesidir.

Cenâb-ı Hakk’ın zekât ve infaklardaki murâdı da; emânet olarak ihsân ettiği bütün nîmet ve imkânlardan, kulun ne kadar fedakârlıkta bulanabileceğini test etmektir. Yani kulun Hakk’a tevekkül, teslîmiyet, muhabbet ve şükür duygularını imtihan etmektir.

Son olarak farz kılınan hac da, diğer ibadetler gibi, ihtivâ ettiği hikmetlerin tefekküründe derinleşerek, hassas bir gönülle îfâ edilmesi gereken mühim bir ibadettir.

Hac Hazırlığı

Haccı kâmil mânâda edâ edip onun hakîkatine erebilmek için, daha hac yolculuğuna çıkmadan evvel, maddî-mânevî bir hazırlık safhası gereklidir. Maddî hazırlığın en mühimi, borçları ve kul haklarını ödeyip helâlleşmektir. Hac, hem bedenî hem de mâlî bir ibadet olduğundan, malı da infaklarla temizlemek îcâb eder.

Nitekim Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Ey tüccar topluluğu! (Ne kadar dikkat etmeye çalışsanız da) muhakkak ki alışverişe yalan ve yemin bulaşır. Bunun için siz de ona (ihtiyaten) sadaka karıştırınız!” (Ahmed, IV, 6; Ebû Dâvûd, Büyû, 1/3326)

Bu hadîs-i şerîfte, her ne kadar ticâret ehline hitâb edilmiş olsa da, her meslek erbâbının maîşet temininde, sehven, buna benzer kusurları olabilir. Dolayısıyla, hacca gidecek mü’minlerin, oraya temiz parayla gidebilmek için, kul haklarını ödemeye ilâve olarak, ihtiyaten, infak ve sadakalarla da servetlerini temizleyip hata ve noksanlıkları için tevbe ve istiğfarda bulunmalarında fayda vardır. Aksi hâlde, haccın gönül feyzine erebilmek mümkün olmaz.

Hadîs-i şerîfte buyrulur:

“Kim bu Beyt’i, haram kazançtan elde ettiği parayla ziyaret ederse Allâh’a itaatten çıkmış olur. Böyle bir insan hacca niyet eder, ihrâma bürünerek bineğinin üzengisine ayağını basıp devesini hareket ettirdikten sonra; «Lebbeyk Allâhümme lebbeyk» derse, semâdan bir münâdî şöyle seslenir:

«Sana, ne lebbeyk ne de sa‘deyk! Çünkü senin kazancın haram, azığın haram, bineğin haramdır. Hiçbir sevap almadan, günahkâr olarak dön! Hoşlanmayacağın şeyle karşılaşacağından dolayı üzül!..»” (Heysemî, III, 209-210)

Bunun için, borç varsa ödenmeli, kul hakkı varsa helâllik alınmalı, fakirin servetteki hakkı olan zekât, hak sahiplerine teslim edilmelidir.

Bu maddî hazırlıktan sonra, mânevî hazırlık safhası gelir ki, o da gönlü bu mukaddes yolculuğa hazırlamaktır.

Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri’nin Hicaz’a giderken yaşadığı hikmet dolu bir hâdiseyi, Mevlânâ Hazretlerişöyle nakleder:

“Bâyezîd, hac için yola çıktığı vakit, bir pîr-i fânî gördü ki,onda velîlerin rûhâniyeti vardı. Gözleri dünyaya âmâ, kalbi ise Güneş gibi aydınlıktı. Bâyezîd, o pîrin karşısına oturdu. Pîr ona:

«–Ey Bâyezîd! Nereye gidiyorsun?..» diye sordu. Bâyezîd de:

«–Hacca gitmek niyetindeyim; iki yüz dirhem de paramvar…» dedi. Pîr, Bâyezîd’e dedi ki:

«–Ey Bâyezîd! O dünyalığın bir kısmını Allah yolundaki muhtaçlara, gariplere, bîçârelere dağıt! Onların gönüllerine gir ve duâlarını al ki; rûhunun ufku açılsın! Böylece ilk olarak gönlüne haccettir! Ondan sonra rakik bir gönülle o nâzik hac yolculuğuna devam et!..

Çünkü Kâbe, Allâh’ın hâne-i birridir. Yani ziyareti farz vesevâba vesîle olan bir beyttir. Lâkin insan kalbi, bir sır hazinesidir.

Eğer sende basîret varsa, önce gönül Kâbe’sini tavaf et!.. Taş ve top­raktan yapılmış sandığın Kâbe’nin asıl mânâsı gönüldür.

Cenâb-ı Hak, görünen, bilinen sûret Kâbe’sini tavâf et­meyi, kirlerinden arınmış bir kalbe sahip olasın diye sana farz kılmıştır.

Şunu iyi bil ki, sen Allâh’ın nazargâhı olan bir gönlü inci­tir, kırarsan, Kâbe’ye yaya olarak da gitsen, kazandığın sevap,gönül kırmanın günâhını dengeleyemez.

Sen varını-yoğunu, malını-mülkünü ver de bir gönül yap! Kazandığın o gönül, mezarda, o kapkara gecede sana ışık versin!..

Allâh’ın huzûruna altın dolu binlerce kese götürsen, Cenâb-ı Hak:

«Bize bir şey getirmek istiyorsan, kazanılmış bir gö­nül getir! Çünkü altın-gümüş Biz’im için bir şey değildir. Eğer Biz’i ve rızâmızı istiyorsan, bunun ancak bir gönül kazanmaya bağlı olduğunu unutma!..» buyurur. Hakk’ın nûrunun insandaki tecellîsini görmek için kalp gözün iyice açılsın!..»

Bâyezîd, pîrin bu nüktelerini kavradı. Büyük bir vecd içindehac yolculuğuna devam etti.”

Düşünmeliyiz ki, bu fânî cihanda hepimiz ebediyet yolcusuyuz. Ecel senedinin vâdesi ne zaman dolacak, meçhul. O hâlde, nasıl ki hac yolculuğu için maddî-mânevî hazırlık yapmak gerekiyorsa, kabir ve âhiret yolculuğu için de her an hazırlıklı olmamız elzemdir.

Nazargâh-ı İlâhî

Tasavvufî eserlerde gön­lün Kâ­be’ye teş­bî­hi­ne sık­ça rast­la­nır. Bu durum, mahlûkâtın en şereflisi ve kâinâtın gözbebeği olarak yaratılan in­san­da­ki kal­bin, kâ­inât için­de Kâ­be’nin mev­ki­ine ben­ze­me­sin­den do­la­yı­dır. Ger­çek­ten, her iki­si de te­cel­lî­gâh-ı ilâ­hî ol­mak yö­nün­den mer­ke­zî bir du­rum­da­dır.

Yeryüzündeki en mühim nazargâh-ı ilâhî Kâbe olduğu gibi, mâsivâdan arınıp mârifetullah tecellîlerine mazhar olmuş selîm kalpler de nazargâh-ı ilâhîdir. Tavafta bu iki nazargâh, bir olmaktadır.

Nitekim Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-Efendimiz’in, Kâbe’yi tavaf ederken şöyle buyurduğu nakledilir:

“(Ey Kâbe!) Sen ne güzelsin ve kokun da ne güzel! Sen ne yücesin ve hürmetin de ne yüce! Ama canım elinde olan Allâh’a yemin ederim ki, Allah nezdinde malıyla, kanıyla mü’minin hürmeti senin hürmetinden daha büyüktür!..”(İbn-i Mâce, Fiten, 2)

Demek ki nazargâh-ı ilâhî olan selîm bir kalp, Kâbe gibi hürmete lâyıktır. Kalplerinin takvâda seviye kazanması için Kâbe’ye gidenler, bunun ilk şartının, mü’min kardeşinin kalbini kırmamak olduğunu iyi bilmelidirler. Zira bir mü’minin kalbini kırmak, Kâbe’yi yıkmak gibi ağır bir cürüm sayılmıştır.

Yûnus Emre Hazretleri ne güzel söyler:

Ak sakallı pîr hoca,

Bilemez hâli nice,

Emek yimesün hacca,

Bir gönül yıkar ise…

Gönül kırmak, bu kadar ağır bir cürüm olduğu gibi, kırık bir gönlü tesellî etmek de, Kâbe’yi tavâf etmek gibi fazîletli görülmüştür.

Nitekim Molla Câmî g buyurur:

“Gönül al! (Çünkü gönül almak) hacc-ı ekberdir.

Bir gönül, binlerce Kâbeʼden daha iyidir.

Kâbe, Âzeroğlu İbrahim’in yaptığı binâdır.

Gönül ise, Celîl ve Ekber olan Allâh’ın nazargâhıdır.”

Hacc-ı Ekber Sevâbı

Nazargâh-ı ilâhî olan gönülleri arayıp bulmak, onları dertlerinden kurtarıp ferahlatmak, yeri gelir, ilâhî rahmeti o kadar celbeder ki kulun ebedî kurtuluşuna medâr olur. Zira kulu Cenâb-ı Hakk’ın rızâsına nâil edecek vesîleler, -meşhur tâbiriyle- mahlûkâtın nefesleri adedince çoktur. Mühim olan, her dâim Hakk’a vuslat arayışı içinde bulunabilmektir.

Mevlânâ Hazretleri der ki:

“Hacca gidenler, orada Kâbe’nin sahibini arasınlar. O’nu bulduktan sonra Kâbe’yi her yerde bulabilirler.”

Bu bakımdan, Allah ile beraberliğin gönül feyzi içinde yaşayan bir mü’min, her zaman ve mekânda hacc-ı ekber sevabının kazanılabileceğini hatırından çıkarmaz. Cenâb-ı Hakk’ın hangi amel hürmetine kulundan râzı olacağı belli olmadığından, karşısına çıkan hiçbir hayır fırsatını kaçırmama firâsetiyle hareket eder. Bilhassa Cenâb-ı Hakk’ın husûsî nazarlarına mazhar olan mahzun ve mağmum gönüllere dermân olmaya çalışmanın, rızâ-yı ilâhîyi tahsîlin en güzel yollarından biri olduğu şuuruyla yaşar.

Şu hâdise, bunun ne güzel bir misâlidir:

Tabiîn neslinden, âlim, muhaddis, ârif ve fâzıl bir zât olanAbdullah bin Mübârek, haccı îfâ ettikten sonra, Kâbe-i Muazzama’da yakaza hâlinde iken, semâdan iki meleğin indiğini müşâhede eder. Meleklerden biri diğerine:

“–Bu sene 600 bin kişi haccetti. Hepsinin haccı, Şam’daAli bin Muvaffak ismindeki bir ayakkabı tamircisinin yaptığı amel hürmetine makbul oldu. Bu kişi hacca gitmeye niyet etti, lâkin gidemedi. Onun yaptığı bir amel hürmetine bu kadar hüccâcın haccı kabul edildi.” der.

Abdullah bin Mübârek Hazretleri, merak ve hayret içinde kalır. Bir kervanla Şam’a gider. O zâtı bulup:

“–Sen hacca gitmediğin hâlde ne amel işledin?” diye sorar.

Ali bin Muvaffak, Abdullah bin Mübârek gibi meşhur bir zâtı karşısında görünce önce çok şaşırır. Heyecanından kendinden geçer. Kendine geldiğinde şöyle anlatır:

“–30 senedir hacca gitmeyi arzu eder dururdum. Bu maksatla 300 dirhem para biriktirdim. Hac yolculuğuna niyet ettim. Hâmile olan hanımım:

«–Komşudan et kokusu geliyor; gidip benim için bir parça et ister misin?» dedi.

Komşuma gittim. Durumu anlattım. Komşum ağladı:

«–Yedi gün oldu ki, çocuklarım açtır. Yolda ölü bir hayvan buldum. Ondan bir parça et kestim. Şimdi onu kaynatıp çocuklarımı avutuyorum. Helâl bir gıdâ bulamazsam, mecbûren onu yedireceğim.

İsterseniz size de vereyim. Fakat bu kaynayan et, ölümle burun buruna geldikleri için bu çocuklara helâl, size ise haramdır.» dedi.

Bunu duyunca, sanki içimden bir parça koptu. Binbir zorlukla biriktirdiğim bu 300 dirhemi ona verdim ve; «Yâ Rabbi, hac niyetimi kabûl et!..» diye Rabbime ilticâ ettim.”

Bunları dinleyen Abdullah bin Mübârek Hazretleri:

“–Rabbim bana doğruyu bildirmiş!” buyurur.

Dolayısıyla mü’min, mahzun bir din kardeşinin hüznünü gidermekte böylesine hassas davranırsa, bu, kendisi için âdeta hacc-ı ekber gibi büyük bir ecre vesîle olabilir.

Fakat her gönlü hoşnud etmek, hacc-ı ekber ecri kazandırmaz. “Sen onları sîmâlarından tanırsın.”[1]âyet-i kerîmesinde işaret edildiği üzere, Hakk’a yakın olan kırık kalpleri, yüksek edep, hayâ ve iffetlerinden dolayı insanlara hâlini arz edemeyen mahzun yürekleri arayıp bulmak îcâb eder.

Diğer taraftan, gönül almanın fazîletiyle ilgili bu ifadeleri de doğru anlamak gerekir. Zira bütün bu hakîkatler, farz bir ibadet olan hac mükellefiyetini küçümsemek için değil, bilâkis onu; zâhir ve bâtın, madde ve mânâ, kalp ve beden âhengi içinde, en makbul sûrette edâ edebilmenin lüzûmunu ifade içindir. Yani hiçbir mü’min; “Ben bir gönül aldım, o bana hacc-ı ekber oldu.” diyerek kendini hac mükellefiyetinden muaf göremez.

avatar
yağmur
Özel Üye
Özel Üye

Aktiflik :
999 / 999999 / 999

<b>Uyarı Seviyesi</b> Uyarı Seviyesi : Uyarı Yok
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 3875
<b>Puanı</b> Puanı : 4257
<b>Teşekkür</b> Teşekkür : 72
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 27/01/10

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz