İsLaMCoKGuZeL FoRuMLaRı

Forumumuza Hoşgeldiniz Lütfen Bu Pencereyi Peygamber Efendimiz'e (S.A.V.) Salâvat Getirmeden Kapatmayınız "Allahümme Salli Alâ Seyyidina Muhammedin Ve Alâ Âli Seyyidina Muhammed"
Saat

Ağustos 2017
PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031   

Takvim Takvim

En son konular
» Zilhicce Ayı Orucu İle İlgili Hadis-i Şerifler
Bugün 4:45 am tarafından yağmur

» ZİLHİCCE AYININ İLK ON GÜNÜNDE YAPILMASI FAZİLETLİ AMELLER
Bugün 4:39 am tarafından yağmur

» Haccın Hikmetleri
Paz Ağus. 13, 2017 6:12 pm tarafından yağmur

» SADAKA ÖMRÜ UZATIR, BELAYI DEFEDER
Paz Ağus. 13, 2017 6:05 pm tarafından yağmur

» Eden Bulur.
Paz Ağus. 13, 2017 6:02 pm tarafından yağmur

» Bir Karga Hikayesi..
Paz Ağus. 13, 2017 5:59 pm tarafından yağmur

» Talep..
Paz Ağus. 13, 2017 5:56 pm tarafından yağmur

» Hac üzerine 🕋🥀♥
Paz Ağus. 13, 2017 11:21 am tarafından yağmur

» MEKKE-İ MÜKERREMEYE GETİRİLEN İLK SU: AYN-I ZÜBEYDE
Paz Ağus. 13, 2017 11:10 am tarafından yağmur

» Ana Babaya İyilik Hakkında Hikaye ve Hadis-i Şerifler♥
Paz Ağus. 13, 2017 7:43 am tarafından yağmur

» Bakalım cennete ilk önce kim varır. 😊
Paz Ağus. 13, 2017 7:31 am tarafından yağmur

» Ikilemeli konuşma 😊
Paz Ağus. 13, 2017 7:28 am tarafından yağmur

» Tabaktaki et :)
Paz Ağus. 13, 2017 7:25 am tarafından yağmur

» İnşaallah :)
Paz Ağus. 13, 2017 7:22 am tarafından yağmur

» Kurban ve Bilmemiz Gerekenler
Paz Ağus. 13, 2017 7:20 am tarafından yağmur

» |❀ܓ|RAMAZAN BAYRAMIMIZ MÜBAREK OLSUN|❀ܓ|
Paz Haz. 25, 2017 3:47 am tarafından yağmur

» Ya Bardak Ya Göl...
Cuma Haz. 23, 2017 4:25 pm tarafından yağmur

» Elveda Ey Şehri Ramazan
Cuma Haz. 23, 2017 4:22 pm tarafından yağmur

» Ramazan-ı Şerif Giderken
Cuma Haz. 23, 2017 4:20 pm tarafından yağmur

» Ramazan-ı Şerif Bayramı
Cuma Haz. 23, 2017 4:19 pm tarafından yağmur

» BAYRAMIN SÜNNET VE EDEPLERİ
Cuma Haz. 23, 2017 4:18 pm tarafından yağmur

»  Ramazan nüktesi :)
Ptsi Haz. 05, 2017 12:09 pm tarafından yağmur

» Yurdum İnsanı
Ptsi Haz. 05, 2017 12:04 pm tarafından yağmur

» Ne Zaman Uyanır?
Ptsi Haz. 05, 2017 11:59 am tarafından yağmur

» Köpeğe su vermesi affına vesile oldu
Ptsi Haz. 05, 2017 11:52 am tarafından yağmur

» Her Koyunu Kendi Bacağından Asarlar.
Ptsi Haz. 05, 2017 11:48 am tarafından yağmur

» Hikmetler.
Ptsi Haz. 05, 2017 11:38 am tarafından yağmur

» Kalbe Dokunan Sözler...
Paz Mayıs 28, 2017 10:37 pm tarafından yağmur

» Kelebeğin Yüreği
Paz Mayıs 28, 2017 9:43 pm tarafından yağmur

» Acziyet
Paz Mayıs 28, 2017 9:38 pm tarafından yağmur

» Hastalık Üzerine
Paz Mayıs 28, 2017 9:35 pm tarafından yağmur

» Hayat Dediğin Nedir?
Paz Mayıs 28, 2017 9:27 pm tarafından yağmur

» Hasan Dursun - Muhammed (s.a.v.)
Perş. Mayıs 25, 2017 10:05 am tarafından yağmur

» Hasan Dursun - Levlake
Perş. Mayıs 25, 2017 10:01 am tarafından yağmur

» Güneş Yüzlüm
Çarş. Mayıs 10, 2017 10:21 am tarafından yağmur

» Süreyi Meryem Yasser Dossarİ
Çarş. Mayıs 10, 2017 10:15 am tarafından yağmur

» سورة يوسف - وديع اليمني
Çarş. Mayıs 10, 2017 10:12 am tarafından yağmur

» Saleh Alansari |Surat Al-Ĥijr
Çarş. Mayıs 10, 2017 10:03 am tarafından yağmur

» Surat Al-Mulk Wadie Yamani
Çarş. Mayıs 10, 2017 9:51 am tarafından yağmur

» Berat kandiliniz mubarek olsun:
Çarş. Mayıs 10, 2017 9:28 am tarafından yağmur

» Berat Gecesi
Çarş. Mayıs 10, 2017 8:48 am tarafından yağmur

» Ya Rasulallah (SAV)
Paz Nis. 09, 2017 4:43 pm tarafından yağmur

» Ya RasulAllah
Paz Nis. 09, 2017 4:34 pm tarafından yağmur

» Cürmüm İle Geldim Sana - Affeyle Beni Ya Rabbi (c.c.)
Paz Nis. 09, 2017 4:20 pm tarafından yağmur

» Kuranı Kerim Okuyan
Perş. Nis. 06, 2017 9:01 am tarafından yağmur

» Rasulallah efendimizin guzelliği
Perş. Nis. 06, 2017 8:49 am tarafından yağmur

» Ey Ümmetin Yetim Şehri!
C.tesi Nis. 01, 2017 5:54 pm tarafından yağmur

» SOSYAL VERÂSET
Ptsi Mart 20, 2017 10:45 am tarafından yağmur

» Kimi Dost'a Varır
Ptsi Mart 20, 2017 10:34 am tarafından yağmur

» من اجمل تلاوات جزء عم كامل وديع اليمني
Ptsi Mart 20, 2017 10:27 am tarafından yağmur

KUR’AN-I KERİM DİNLE

Mealli Kur'an Dinleyelim

Hadis-i Şerif

1-Âfetü’l ilmi ennisyanü: İlmin afeti unutmaktır.
************************
2-Ettuhuru şatru’l iman: Temizlik imanın yarısıdır.
************************
3-A’kilhâ ve tevekkel: (Deveyi) bağla ve tevekkül et.
************************
4-Sûmû tesihhû: Oruç tutun, sıhhat bulun.
**********************
5-Es-salâtüimâdü’d dini: Namaz dinin direğidir.
*************************
6-Talebü’l helalicihadün: Helal peşinde koşmak cihaddır.
******************************
7-El-kelimü’ttayyibetü sadakatün: Güzel sözsadakadır.
***************************
8-El cennetü tahte zılâli’ssüyuf: Cennet kılıçların gölgesialtındadır.
*************************
9-El mecalisü bi’l emaneti: Meclislerdeki sözler emanettir.
***************************
10-Ed-dellü alel hayri kefailihi:Hayra vesile olan yapan gibidir.
****************************
11-El cennetü dâr-ül eshıya: Cennet cömertler yurdudur.
*************************
12-Es- savmü nısf’us sabr: Oruç sabrın yarısıdır.
************************
13-Es sabru nısf’ul iman: Sabır imanın yarısıdır.
***********************
14-Et tebessümü sadakatun: Tebessüm etmek sadakadır.

************************
15-Es sabru miftahul ferec: Sabır, başarının anahtarıdır.
************************
16-Es sabru ınde sadmetül ula: Sabır, musi,betin ilk anındakidir.
************************
17-Efdalü’l ibadetiedvamuha: İbadetin efdali devamlı olanıdır.
************************
18-El Kur’anühüved deva: Kur’an, sırf devadır.
************************
19-Men samete reca: Dilini tutan kurtuldu.
************************
20-Re’sü’lhikmeti mehafetullah: Hikmetin başı Allah korkudur.
************************
21-El idetü atiyyetün: Vaad edilen verilmelidir.
************************
22-Ed duaü silahu’lmümin: Dua müminin silahıdır.
************************
23-İsmah yusmah leke: Müsamaha et ki sende göresin.
************************
24-Es salatü nur’ulmümin: Namaz müminin nurudur.
************************
25-En nedametü tevbetün: Pişmanlık tövbedir.
************************
26-El mescidü beytükülli takiyyin: Mescid, takva sahiplerininevidir.
************************
27-Ed dinü en nasiha: Din nasihattir.
************************
28-Ed duaü hüvelibadetü: Dua ibadettir.

************************
29-Elcümuatü haccü’l mesakin: Cumafakirlerin haccıdır.
************************
30-Hüsnü’ssuali nısfu’l ilim: Güzel soru, ilmin yarıdır.
************************
31-Es selamü kable’lkelam: Önce selam, sonra kelam.
************************
32-İzâ gadibte fe’skut: Öfkelendiğinde sus.
************************
33-Kesretü’d dahikitumitül kalb: Çok gülmek kalbiöldürür.
************************
34-Es savmu cünnetün: Oruç kalkandır.

35-Es subhatü temneu’r rızk: Sabah uykusu, rızka engeldir.
************************
36-El hamrüummü’l habais: İçki,kötülüklerin anasıdır.
************************
37-Zina’l uyûni en nazaru: gözlerin zinası bakmaktır.
************************
38-El kanâatümâlün la yenfedü: Kanaat bitmez birsermayedir.
************************
39-El hayaü minel iman:Hayâ(utanma duygusu) imandandır.
************************
40-El mer’üala dini halilihi: Kişi, arkadaşının diniüzeredir.

Giriş yap

Şifremi unuttum

Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

Istatistikler
Toplam 2056 kayıtlı kullanıcımız var
Son kaydolan kullanıcımız: ferace313

Kullanıcılarımız toplam 11766 mesaj attılar bunda 4549 konu

Cennet Alışverişi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Cennet Alışverişi

Mesaj tarafından yağmur Bir Çarş. Mart 23, 2016 7:12 pm

Cenâb-ı Hak biz âciz kullarını yoktan var edip sayısız varlıklar arasında insan, insanlar arasında ehl-i îman, ehl-i îman arasında da Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizʼe ümmet kıldı. Hiçbir bedel ödemediğimiz hâlde, tamamen lûtf-i ilâhî ile bu muazzam nîmetlere nâil olduk.

Evet, dünyaya bir bedel ödemeden geldik. Fakat âhirete bedel ödeyerek gideceğiz. Zira Cenâb-ı Hak, sayısız nîmetlerine mukâbil, bizden şükür istiyor. Âyet-i kerîmelerde:

“Allâhʼın nîmetini saymaya kalksanız, onu sayamazsınız…” (en-Nahl, 18)

“Nihâyet o gün (kıyâmet günü, dünyada iken yararlandığınız) nîmetlerden elbette ve elbette hesaba çekileceksiniz.” (et-Tekâsür, 8) buyuruyor.

Şu da bir hakikattir ki bedeli ödenmeyen bir şeye sahiplik iddiâ etmek, abesle iştigaldir. Mü’minler olarak bu cihanda bedelini ödememiz gereken en kıymetli varlığımız ise “îmân”ımızdır.

Elhamdülillâh, Cenâb-ı Hakkʼın “Hâdî” sıfatının tecellîsine mazhar olarak îmanla şereflendik. Fakat Cenâb-ı Hak:

“Ey îmân edenler! Allah’tan, Oʼna yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin!” (Âl-i İmrân, 102) buyuruyor.

Dikkat edilirse Rabbimiz bizlere “müslüman olarak can verirsiniz” buyurmuyor. Yani son nefesi îmanla verebilme garantimizin olmadığını, her an ayak kayma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğumuzu bildiriyor. Fakat ne yapıp edip îmanla can vermemizi emir buyuruyor. Zira bu imtihan hayatı bir sefere mahsus. Ne tekrarı var, ne de telâfîsi…

O hâlde müslüman olarak can verebilmek için, canımız pahasına da olsa îmânımızı korumak, ondan bir tâviz vermemek ve her hâlükârda ona sahip çıkmak mecburiyetindeyiz.

Hayatta en zor şey, îman nîmetinin bedelini tam olarak ödeyebilmektir. Zira bunun belli bir sınırı yoktur. Bu sebeple son nefesimize kadar bütün imkânlarımızla Allah yolunda gayret gösterip Cenâb-ı Hakkʼın rahmet ve mağfiretini ümîd etmemiz şarttır.

Çünkü îman, ilâhî bir lûtuf; imtihan, îmânın sıhhat derecesini ölçen bir miyâr; mü’minden beklenen ibadet, takvâ, ihsan, sabır, şükür, fedakârlık, hizmet ve teslîmiyetle îmânı muhâfaza ise, Cenâb-ı Hakkʼın lûtfuyla ilâhî mükâfatlara nâil olmanın bedelidir. Yani Hak Teâlâ, lûtfettiği îman nîmetinin kıymetini idrâk etmemiz için, biz kullarından âdeta bir bedel taleb etmektedir. Bu bedelin nasıl ödeneceğini de şöyle beyan buyurmaktadır:

“Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, onlara (verilecek) Cennet karşılığında satın almıştır…” (et-Tevbe, 111)

Demek ki içinde bulunduğumuz bu imtihan âlemi, Cennetʼin satın alınacağı bir pazar yeri hükmünde. Bu pazardaki en büyük sermayemizin başında gelenlerse, canlarımız ve mallarımız. Hakikatte can kimin, mal kimin? Canı veren kim, malı veren kim?.. Cenâb-ı Hakkʼın ihsân ettiklerini yine Oʼna teslim ve takdim etmekten ibaret bir imtihan içindeyiz. Kurʼân-ı Kerîmʼde hep bunun misallerini görüyoruz.

İşte İbrahim -aleyhisselâm-… O büyük peygamber; canıyla, malıyla ve evlâdıyla imtihan edildi. Tevhîdi müdâfaa etmek için Nemrudʼun dağ gibi ateşine girmeye râzı oldu. Ateş gülistana döndü. Malını Allah için fedâ etti, Halil İbrahim bereketine nâil oldu. Cenâb-ı Hakkʼa adakta bulunduğu evlâdını Allah için kurban etmeye râzı oldu, Cenâb-ı Hak ona hem evlâdını bağışladı hem de Cennetʼten kurban indirdi. Böylece Halîlullah oldu, Cenâb-ı Hakkʼın dostluğuna erişti.

Yine Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîmʼinde, kendilerine vereceği Cennet mukâbilinde canlarını ve mallarını satın aldığı daha nice îman kahramanlarını haber veriyor.

Ashâb-ı Uhdûd, ateş dolu hendeklerin içine atılırken; Habîb-i Neccar, zâlim bir kavim tarafından taşlanırken; Firavun’un sihirbazları, Mûsâ -aleyhisselâm-’a îman etmeleri sebebiyle kolları ve bacakları çaprazlama kesilip hurma dallarına asılırken, Cenâb-ı Hakʼtan kendilerini bu zulüm ve işkenceden kurtarıp dünyevî plânda rahata kavuşmalarını istemediler. Onların tek arzuları; îmanlarından tâviz vermeden müslüman olarak can verebilmekti. Böylece uhrevî plânda kazançlı çıkabilmekti. Bu sebeple bir îman zaafı göstermemek için;

رَبَّنَا أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَتَوَفَّنَا مُسْلِمِينَ

“…Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve (en ufak bir tâviz vermeden) canımızı müslümanlar olarak al!” (el-A’râf, 126) diye niyâz etmiş ve Rabʼlerine şehîden kavuşmuşlardı.

Asr-ı saâdete baktığımızda da aynı rûhu ve aynı îman heyecanını görüyoruz. Ashâb-ı kirâm, îman nîmetinin bedelini ödemek için büyük cefâlara katlandılar. Mekkeʼde yıllarca zulüm, işkence ve ambargolara mâruz kaldılar. Evlerini, servetlerini, yurtlarını bırakıp sırf kalplerindeki îmânı muhâfaza için Medîneʼye hicret ettiklerinde ise, bir taraftan müşrikler, bir taraftan münâfıklar, bir taraftan da yahudilerin, yani üç kıskacın arasında bir tevhid ve var oluş mücâdelesi verdiler.

Îmânı uğruna en ağır işkencelere mâruz kalmış sahâbîlerden biri olan Habbâb bin Eret -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:

“Bir gün Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Kâbe’nin gölgesinde iken yanına varıp kendisine müşriklerden gördüğümüz işkenceleri şikâyet tarzında anlattık. Ardından da bu işkencelerden kurtulmamız için Allah’tan yardım dilemesini taleb ettik. O da bize şöyle buyurdu:

«Sizden evvelki nesiller arasında, yakalanıp bir çukura konan, sonra testere ile baştan aşağı ikiye bölünen ve demir taraklarla etleri tırmıklanan, fakat yine de dîninden dönmeyen mü’minler olmuştur. Allâh’a andolsun ki O, bu dîni tamamlayacak, hâkim kılacaktır… Ne var ki siz sabırsızlanıyorsunuz!..»” (Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr 29, Menâkıb 25, İkrâh 1)

Ashâb-ı kirâmdan Abdullah bin Revâha -radıyallâhu anh- Akabe Beyʼatiʼnde bulunan Medînelilerden biriydi. Medîneliler Akabeʼde yalnız Allâhʼa ibadet edip şirk koşmamak ve Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizʼi kendi canlarını korudukları gibi korumak üzere beyʼat ettikten sonra sordular:

“–Böyle yaparsak karşılığında bize ne var?”

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- cevâben:

“–Cennet var!” buyurunca, oradakiler:

“–Ne kârlı bir alışveriş! Bundan ne döneriz, ne de dönülmesini isteriz!” dediler. (İbn-i Kesîr, Tefsîr, II, 406)

İşte Abdullah bin Revâha -radıyallâhu anh-, Mûte Harbiʼnde bu kârlı Cennet alışverişini tamamladı. Allah Rasûlüʼnden şehîd olacağı müjdesini alarak, savaşta can vereceğini bile bile, yüzünü dahî kırıştırmadan, bilâkis büyük bir huzur ve tevekkül ile muhârebeye katıldı. Kendisine dünyayı tatlı, ölümü acı göstermek isteyen nefsinin vesveselerine kulak tıkayıp servetini beytü’l-mâle, canını da Allâh’a takdîm ederek Cennet-i Âlâ’ya uçtu.

Muhtelif sahâbîler de; “ulaşabildiğimiz son mekân kabrimiz olsun” heyecanıyla dünyanın dört bir tarafına sefer ettiler. O diyarlarda hâlleriyle ve kālleriyle tebliğde bulunarak gönüllere tevhîdin mührünü vurdular. Böylece Allah ve Rasûlü ile yaptıkları bey’atlerine sâdık kaldılar.

Medîneli müslümanların yapmış oldukları bu bey’at ile alâkalı olarak -daha evvel de zikrettiğimiz- şu âyet-i kerîme nâzil oldu:

“Allah, mü’minlerden mallarını ve canlarını, onlara (verilecek) Cennet karşılığında satın almıştır. Onlar, Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. (Bu,) Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân’da Allah üzerine hak bir vaattir. Allah’tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır? O hâlde yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin! İşte bu, büyük kurtuluştur.” (et-Tevbe, 111)

Sahâbe-i kirâm, hep bu âyet-i kerîmenin muhtevâsıyla îmanlarını test ediyorlardı. Zira onlar, hâdiseleri dâimâ îman vecdi ile âhiret penceresinden seyrediyorlardı. Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizʼin buyurduğu; “Esas hayat, âhiret hayatıdır.” (Buhârî, Rikāk, 1) hakîkatini, lâyıkıyla idrâk etmişlerdi.

Bu sebeple dünyevî sıkıntılar, gelip geçen çile ve ıztıraplar, onların gözünde ehemmiyetini kaybetmişti. Dünyada nasîb olan Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizʼle beraberlik saâdetini, âhirette de yaşayabilmek için, Allah yolundaki bütün çile ve zahmetleri âdeta nîmet ve rahmet bilmişlerdi.

Yine sahâbeden Sa‘d bin Hayseme -radıyallâhu anhumâ-, Akabe Bey’atleri’nde seçilen on iki temsilciden biri idi. Sa‘d ile babası Hayseme, Bedir günü, kimin gazveye gideceği hususunda kur’a çektiler. Kur’a, Sa‘d’a çıktı. Babası:

“‒Yavrucuğum, bugün fedakârlıkta bulun, beni kendine tercih et de senin yerine gazveye ben gideyim!” dedi. Sa‘d -radıyallâhu anh-:

“‒Babacığım! Bunun sonunda Cennetʼten başka bir şey olsaydı, dediğini yapardım!” dedi.

Ve nihâyet Sa‘d -radıyallâhu anh- âdeta düğüne gider gibi Bedir’e gitti ve orada şehâdet şerbetini içti. Babası Hayseme -radıyallâhu anh- da Uhud günü şehidlik mertebesine kavuştu. (İbn-i Hacer, el-İsâbe, III, 47, no: 3156)

Câbir bin Abdullah -radıyallâhu anhumâ- da şöyle demiştir:

“Uhud Harbi’nden önceki gece, babam beni yanına çağırdı ve:

«–Nebî -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in sahâbîlerinden ilk şehîd edilecek kişinin ben olacağımı sanıyorum. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’den sonra, benim için geride bırakacağım en kıymetli kişi sensin. Borçlarım var, onları öde. (Yetim kalacak) kardeşlerine dâimâ iyi muâmelede bulun.» dedi.”

Diğer bir rivâyete göre, bu îman heyecanını oğluyla da paylaşma arzusunu şöyle dile getirdi:

“–Câbir! Evde himâyeye muhtaç kızlar olmasaydı senin de şehîd olmanı isterdim!..”

Câbir -radıyallâhu anh- devamla der ki:

“–Sabahleyin babam ilk şehîd düşen kişi oldu. Bir başka şehîd ile onu bir kabre defnettim. Sonra onu müstakil bir kabre defnetmek istedim. Altı ay sonra onu mezarından çıkardım. Bir de ne göreyim: Kulağı(nın bir kısmı) hâriç, bütün vücudu, kabre defnettiğim günkü gibiydi! Onu yalnız başına bir mezara defnettim.” (Buhârî, Cenâiz, 78)

Hazret-i Câbir -radıyallâhu anh- bir başka rivâyette de şöyle anlatır:

“Bir defasında ben mahzun bir hâlde iken Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile karşılaşmıştım. Bana:

«–Seni niye böyle üzgün görüyorum?» buyurdu.

«–Babam Uhud’da şehîd oldu. Geride, bakıma muhtaç kalabalık bir âile ve bir hayli de borç bıraktı.» dedim. Bunun üzerine:

«–Allâh’ın babanı nasıl karşıladığını sana haber vereyim mi?» buyurdu. Ben de; «–Evet!» deyince sözlerine şöyle devam etti:

«–Allah, hiç kimse ile yüz yüze konuşmaz, dâimâ perde arkasından konuşur. Ancak, babanı diriltti ve onunla perdesiz konuştu:

“–Ey kulum, ne dilersen Ben’den iste, vereyim!” buyurdu.

Baban:

“–Ey Rabbim, beni dirilt, Sen’in yolunda tekrar şehîd olayım!” dedi.

Allah Teâlâ Hazretleri:

“–Ama Ben daha önce; ölenlerin artık dünyaya geri dönmeyeceklerine hükmettim.” buyurdu.[1]

Baban da:

“–Ey Rabbim, öyleyse (benim hâlimi) arkamda kalanlara bildir!” dedi. Bu talep üzerine şu âyet-i kerîmeler nâzil oldu:

«Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilâkis onlar diridirler; Allâh’ın, lûtuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile mesrur bir hâlde Rabʼleri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehîd kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesini vermek isterler.» (Âl-i İmrân, 169-170)” (İbn-i Mâce, Mukaddime, 13/190)

İşte ashâb-ı kirâm bu Cennet alışverişi heyecanıyla Allâhʼın dîninin şâhidi olarak rahatlarını terk ettiler, bütün dünyaya dağıldılar. Tâ Çinʼe kadar gittiler. Afrikaʼya girdiler. Kısa bir sürede Atlas Okyanusuʼna kadar dayandılar. Ömer bin Abdülaziz zamanında İspanyaʼya çıktılar.

Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri de iki sefer İstanbulʼa geldi. Çünkü Allah yolundaki gayret ve fedakârlıktan geri kalarak kendi eliyle âhiretini tehlikeye atanlardan olmaktan korktu. Ve Allah Rasûlüʼnün; “İstanbul elbette fetholunacaktır…”[2] müjdesine nâil olma iştiyâkıyla, seksen küsur yaşında İstanbul seferine katıldı.

İkinci seferinde, İstanbul önlerinde vefat etti. Son nefesini verirken de:

“Beni, adımınızı atabildiğiniz en son noktaya defnedin! Ta ki, benden sonra gelecek İslâm askerleri daha öteye gitsinler.” vasiyetinde bulundu. Hayatıyla olduğu kadar cesediyle de kendinden sonra gelecek îmanlı nesillere hedef göstererek gerçek bir müslümanın gayret ufkunu mîras bıraktı.

Bütün bunlar, kendilerini Allâhʼa adayan ashâb-ı kirâmın canları ve malları mukâbili Cennetʼi satın aldıkları ilâhî imtihan manzaraları… Cenâb-ı Hakkʼın zikriyle itmiʼnâna eren, huzur bulan kalpler… Dünya nîmetlerinin gözden düşüp Allah rızâsının zirveleştiği gönüller…

Bu yıldız şahsiyetler arasında en müstesnâ zirve ise şüphesiz ki Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh-ʼtır.

Bir gün Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“(İslâmʼı tebliğ için) Ebû Bekir’in malından istifâde ettiğim kadar başka hiç kimsenin malından faydalanmadım…” buyurmuştu.

Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh- ise bu iltifatkâr sözlere karşı gözyaşları içinde:

“Ben ve malım, yalnızca Sen’in için değil miyiz yâ Rasûlâllah?!.”[3]demek sûretiyle kendisini bütün varlığıyla Allah ve Rasûlüʼne adadığını ifade etmişti.

Servetini birçok defa tamamıyla Allah Rasûlü’ne getirmiş, tıpkı Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz gibi, fakirliğe düşmekten korkmaksızın infakta bulunmuştu. Hattâ kendisine:

“–Çoluk çocuğuna ne bıraktın yâ Ebâ Bekir?” diye soran Allah Rasûlüʼne büyük bir gönül huzûruyla:

“–Allah ve Rasûlʼünü bıraktım!..” demişti. (Ebû Dâvud, Zekât, 40)

Canını ve malını cömertçe bezlederek âhiret alışverişinden kârlı çıkan bir diğer güzîde sahâbî ise Hazret-i Osman -radıyallâhu anh-ʼtır. Cömertlik ve hayâ âbidesi o mübârek sahâbî, Medîne’ye hicret edince müslümanların su sıkıntısı çektiğini görmüştü. Medîne’deki bütün kuyuların suyu acıydı. Sadece bir yahudiye âit olan Rûme Kuyusu’nunki tatlı idi. Yahudi, bu kuyunun suyunu satarak geçiniyordu. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizʼin işareti üzerine bu kuyuyu büyük bir bedelle satın aldı. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–İnsanların ondan su içmeleri için (kuyuyu) vakfeder misin?” diye sorunca, Hazret-i Osman -radıyallâhu anh- hiç tereddüt etmeden bu kuyuyu vakfetti. Büyük bir fazîlet daha sergileyerek, kendisinin satın alıp vakfettiği bu kuyudan su alabilmek için, herkesle birlikte sıraya girdi. Rivâyete göre Hazret-i Osman’ın bu eşsiz fedakârlığı üzerine şu âyet-i kerîmeler nâzil oldu:

“Ey huzûra kavuşmuş nefs! Sen O’ndan râzı, O da senden râzı olarak Rabbine dön! (Sâlih) kullarımın arasına katıl ve Cennetʼime gir.” (el-Fecr, 27-30)

İslâm hızla yayılıp Medîne’ye gelenler çoğalınca Mescid-i Nebevî dar gelmeye başlamış ve mescidin genişletilme zarureti doğmuştu. Yine Efendimizʼin bir işaretiyle Hazret-i Osman -radıyallâhu anh- bu hizmeti de üzerine almıştı. Bunun üzerine de şu âyet-i kerîme nâzil oldu:

“Allâh’ın mescidlerini ancak Allâh’a ve âhiret gününe îmân eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler îmâr eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.” (et-Tevbe, 18)[4]

Yine bu mübârek sahâbî, müslümanların binecek bir deve bulamadıkları, bir deveye ancak üç kişinin nöbetleşe binmek mecburiyetinde kaldıkları Tebük Gazvesi’nde de tek başına 300 deveyi tam teçhizatlı bir şekilde hazırlayarak orduya hibe etti.

Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh-’ın halîfeliği döneminde bir ara Medîne’de büyük bir kıtlık başgöstermişti. O sırada Hazret-i Osman’ın Şam’dan yüz deve yükü buğday kervanı geldi. Kervanı görenler, buğday satın almak için koştular. Hattâ bir dirhemlik buğday için yedi dirhem teklif ettiler. Hazret-i Osman -radıyallâhu anh- ise:

“−Hayır! Sizden daha fazla veren var, ona satacağım.” dedi.

Ashâb-ı kirâm, mahzun bir şekilde ayrılıp durumu halîfeye şikâyet ettiler. Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh-, bu hâdisedeki nükteyi sezerek:

“−Osman hakkında hemen kötü düşünmeyiniz!.. O, Rasûlullâh’ın damadı ve Me’vâ Cenneti’nde arkadaşıdır. Herhâlde siz onun sözünü yanlış anladınız.” dedi. Ardından beraberce Hazret-i Osman’a gittiler. Hazret-i Ebû Bekir:

“−Yâ Osman! Ashâb-ı kirâm senin bir sözüne üzülmüştür.” deyince Hazret-i Osman:

“−Evet, ey Rasûlullâh’ın halîfesi! Bunlar bire yedi veriyor, hâlbuki Cenâb-ı Hak, bire yedi yüz veriyor. Biz buğdayı bire yedi yüz verene sattık.” buyurdu.

Sonra da yüz deve yükü buğdayı Allah rızâsı için Medîne fukarâsına infak etti. Yüz deveyi de kurban etti.[5]

Böyle bir sehâvet güneşi olan Hazret-i Osman -radıyallâhu anh-, ümmetin mesʼûliyetini omuzlarına alarak halîfe olduğunda ise mazlûmen şehîd edilerek canıyla da Cennetʼi satın alan bahtiyarlardan oldu.

Medîne’de Ensâr arasında en fazla hurmalığı bulunan, Ebû Talha -radıyallâhu anh- idi. En sevdiği malı da Mescid-i Nebevî’nin karşısındaki Beyruhâ ismindeki hurma bahçesiydi. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu bahçeye girer ve oradaki sudan içerdi.

“Sevdiğiniz şeylerden infâk etmedikçe, asla birre (yani hayrın kemâline) erişemezsiniz…” (Âl-i İmrân, 92) âyet-i kerîmesi nâzil olunca, Ebû Talha -radıyallâhu anh-, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizʼe:

“–Yâ Rasûlâllah!.. Benim en sevdiğim malım, Beyruhâ isimli bahçedir. Onu Allah rızâsı için tasadduk ediyorum. Allah’tan onun sevâbını ve âhiret azığı olmasını dilerim…” dedi. Bunun üzerine Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Seni tebrik ederim! Kârlı mal dediğin, işte budur!..” buyurdu. (Bkz. Buhârî, Zekât, 44; Müslim, Zekât, 42, 43)

İşte ashâb-ı kirâmın görüş ufku buydu. Gelen her âyete “سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا : işittik ve itaat ettik”[6] diyor ve hemen o âyetin şümûlüne girerek Allâhʼın rızâsını tahsile gayret gösteriyorlardı. Bunun içindir ki Hazret-i Câbir -radıyallâhu anh-:

“Muhâcirler ve Ensâr’dan imkân sahibi olup da vakfı bulunmayan bir tek kişi bilmiyorum.” buyurmuştur. (İbn-i Kudâme, el-Muğnî, V, 598)

Ecdâdımız Osmanlı da bu ruhla yaşadıklarından, memleketlerini âdeta bir vakıf medeniyeti hâline getirmişlerdi. Zira onlar, “esas hayat âhiret hayatıdır” anlayışıyla, fânîyi fedâ ederek bâkîyi kazanma firâsetiyle yaşayan ve îman nîmetinin bedelini ödemeye çalışan sâlih müʼminlerdi.

Her medeniyet, kendi insan tipini inşâ eder. Bizler de o şanlı ecdâdın torunları olarak büyük bir mesʼûliyetle karşı karşıyayız. Bugün bütün dünyada müslümanlar zor durumda bulunuyor. Türkiyemiz, çeşitli zulüm ve haksızlıklara mâruz kalan İslâm dünyasının sözcülüğünü ve mâşerî vicdanın müdâfaasını yapmaya gayret ediyor.

Asırlar boyunca hakkı tevzî eden, zulme mâruz kalmış mazlumların hâmîsi olan milletimiz, bugün de tarihe altın bir sayfa açmaktadır. Bugün ferden ferdâ hepimiz bu dâvânın gayreti içinde olmalıyız. Bu meyanda bilhassa vatanımıza sığınmak zorunda kalan Sûriyeli Muhâcirlere Ensâr olmaya, onlara İslâm kardeşliğinin gerektirdiği fedakârlıkları sergilemeye mecburuz.

Cenâb-ı Hak cümlemizi, taşıdığı emânetin ağırlığını omuzlarında hisseden, kendisine zimmetli muzdariplerin maddî ve mânevî ıztıraplarını yüreğinde duyan ve bu gayretle gözyaşı kadar alın teri de döken, neticede ise bu fânî pazardaki ebediyyet alışverişinden kazançlı çıkan bahtiyar kullarından eylesin.

Âmîn!..

Dipnotlar:

[1] Tirmizî, Tefsîr, 3/3010.

[2] Ahmed, IV, 335; Hâkim, IV, 468/8300.

[3] İbn-i Mâce, Fedâilu Ashâbi’n-Nebî, 11.

[4] Bkz. Hz. Osman Zinnûreyn, Ramazanoğlu Mahmud Sâmî, sf. 145.

[5] Bkz. Hz. Osman Zinnûreyn, Ramazanoğlu Mahmud Sâmî, sf. 140.

[6] Bkz. el-Bakara, 285.
avatar
yağmur
Özel Üye
Özel Üye

Aktiflik :
999 / 999999 / 999

<b>Uyarı Seviyesi</b> Uyarı Seviyesi : Uyarı Yok
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 3877
<b>Puanı</b> Puanı : 4257
<b>Teşekkür</b> Teşekkür : 72
<b>Kayıt tarihi</b> Kayıt tarihi : 27/01/10

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz